Topraklarında, çoğunluğu yoksul, aç ve işsiz insanların yaşadığı, iç barışı sağlanamamış, birlik ve bütünlüğü tehlikede, sınır komşularının tümünün düşman sayıldığı, mutlu azınlığın ve ona hizmet eden anlayışın kendilerinden başkasını yok saydığı, evrensel ve insani değerlerin ayaklar altına alınarak temel hak ve özgürlüklerin yerini öfke, şiddet ve korkuya bıraktığı, küresel egemen güçlerin istekleri doğrultusunda yönetilen bir ülkenin vatan olabilmesi için bütün bu kusur ve sakıncalardan arındırılması gerekir.
Emanete hıyanet edilir mi?
İşgale uğrayan yurdumuz çok zor koşullarda ve yüzbinlerce insanın canı pahasına verdiği savaşımlarla yeniden kazanılarak “Türkiye Cumhuriyeti” devleti yaratıldı. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve mücadele arkadaşlarının bizlere ve bizden sonraki kuşaklara emanet ettiği bu vatana hıyanet içinde olan tüm anlayışları reddediyor ve kınıyoruz. Her zaman övünç ve kıvanç duyduğumuz ve ulusal özgürlüğümüzün ifadesi olan al bayrağımızı başka bayrakların gölgesinde bırakma amacına hizmet eden anlayışların aynı zamanda vatanımızın bölünmez bütünlüğünü tehlikeye soktuğunu hiç kimse yadsıyamaz.
Herşeyden önce “TÜRKİYE CUMHURİYETİ” demeliyiz.
Aklıma gelmişken, yaşanmış bir örneği sizinle paylaşmak istiyorum. Babasının ölümünden sonra İngiltere kraliçesi olan 2. Elizabeth'in parlamentoda yaptığı ilk konuşmasındaki; “İngiltere'nin düşmanı yoktur, İngiltere'nin dostu yoktur, sadece İngiltere vardır” sözlerini biz de örnek almalıyız.
Başka ülkeler öyle istiyor diye sözde dost ya da düşman yaratmanın sadece bölge barışına değil evrensel barışa da zarar vereceği düşünülemiyor mu? Yarın çocuklarımıza, torunlarımıza ve daha sonraki kuşaklarımıza bu öfke, şiddet ve korku dolu fotoğrafları açıklarken utanmayacak mıyız?
“HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR” Mustafa Kemal ATATÜRK (22 Eylül 1924)
Diğer bir açıdan bakıldığında, toplumumuzun giderek bilimsellikten uzaklaştırılarak cehalet ve yoksulluk batağına sürüklenişini üzülerek yaşıyoruz. Sadece bir iki sektörle ayakta tutulmaya çalışılan yurt ekonomisinin yaşadığı gizli kriz patlayacağı günü bekliyor.. Esnafından çiftçisine, işçisinden memuruna ve emeklisine kadar herkes ekonomik çıkmaz içinde. Girişimci yatırım yapmaktan korkuyor, umarsızlık günden güne çığ gibi büyüyor, işsizlik almış başını gidiyor. Parasızlık içerisinde kıvranan vatandaşlarımızın kredi başvurusu için banka kapılarında oluşturdukları kuyrukları hiç kimse görmezden gelemez. Borçla alışveriş yapmaya zorlanarak yarınlarına ipotek konan insanımız tüketim toplumu haline dönüştürülen insan yığınlarını oluşturuyor. Ülkemiz, bebeğine süt ve evine ekmek götürmek için bozuk para denklemeye çalışan bireylerle dolu.
Temel ilkemiz; “TAM BAĞIMSIZLIK” olmalı.
Ne olmalı? Ülkemiz Mustafa Kemal ATATÜRK'ün devrimleri ışığında, onun ilke ve öğretileriyle yönetilmeli. “Tam Bağımsızlık” temel ilkemiz olmalı. Ülkenin her köşesinde ve her konuda insan odaklı ve bilim destekli uygulamalar hayata geçirilmeli. Düşünce, ifade özgürlüğü ve insan hakları öncelikli tüm etkinliklerin önündeki engeller kaldırılmalı. Bilimsel, kültürel ve sanatsal çalışmalara destek verilmeli. Toplumsal düzlemde etnik köken aramaksızın eşitlikçi, ötekileştirmeyen ve ayrıştırmayan anlayışlar benimsenmeli ve uygulanmalı. Kadına ve çocuğa şiddet yasalarla engellenmeli; çocuklarımız, engellilerimiz ve yaşlılarımız özel yasalarla korunmalı. Adil gelir dağılımı ve sosyal adalet sağlanarak aç ve yoksul insanın olmadığı bir toplum yaratılmalı. Eğitimde uygar ve bilimsel yöntemler kullanılarak fırsat eşitliği sağlanmalı.
Dünya ülkelerinin örnek aldığı, ekonomik kalkınmasını ve toplumsal refahını sağlamış, çevre, doğa ve koruma bilinci yüksek, teknolojik ve bilimsel çalışmalarda öncü, insanların korkusuzca ve mutlu olarak yaşadığı, barış ve özgürlükler ülkesi bir vatanı şimdilik sadece ummakla yetiniyorum.
Gerçekleşmesi dileğiyle..