Zaman, eski takvimlerin dilinde hâlâ ayın sekizini fısıldarken, yeni takvimin sayfaları Mart’ın ortasını göstermekteydi. Güneş, doğudan nazikçe yükselirken gökyüzü, sarı ve mavi tonlarıyla bir tablo gibi canlanmaya başlamıştı. Hafif bir yel, taze toprak kokusunu kasabanın dört bir yanına yayarken kuşların cıvıltıları sabahı selamlıyordu. Sokaklar hâlâ sakin ve sessizdi. Bu sessizlik, baharın taptaze ruhunun tomurcuğa durarak çatlamaya hazır olduğunun da habercisiydi.
Arife, sabahın büyüsüne kapılmıştı. Giydiği rengârenk elbisesinin etekleri baharın
esintisiyle hafifçe dalgalanıyordu. Bugün, doğanın uyanışını ve hayatın yeniden canlanışını kutlamak için şenliğe katılmaya karar vermişti. Baharın getirdiği umut, adeta kalbinde bir müzik gibi yankılanıyordu. “Mart, her şeyin yeniden, yeniden başladığı bir zaman,” diye düşündü içinden. “Hayatın heyecanıyla birlikte ben de yenileniyorum.”
Semih adımlarını hızlandırırken “Mart, yalnızca takvimde bir sayfa değil; o doğanın
kalbine atılan bir umut, bir kıvılcım; ‘o her bir tomurcuğun açılışı, zamana karşı direnişin ve yeniden doğuşun simgesi; o rüzgârın nazlı dokunuşu, geçmişin ağırlığını geride bırakmanın çağrısı; o kuşların cıvıltısı havada yankılanan bir şarkının sözleri… Hayatın ritmine dokunan hayallerin filizlenmeye başladığı bir mevsimde yeni notalar …’ diye düşünüyordu.
Bu düşüncelerle, otobüs durağına adımını attığı anda, durakta bekleyen kalabalığın
neşesiyle sarhoş oldu. Yaşanılan coşkunun bir parçası olarak hissediyordu kendini. Otobüse bindiğinde, kalabalığın arasında adım adım ilerlemeye başladı. Dışarıyı izlerken ağaçların yeşermeye başladığını, çiçeklerin açtığını ve insanların yüzlerindeki gülümsemeleri gördü. Baharın enerjisi, otobüsün içinde de hissediliyordu. Sırtı dönük dışarıyı izleyen bir kişinin yanı boşaldığında oturdu. İçinde bir mizah anlayışı vardı; “Tek biletle iki kişilik yer mi?” dedi
gülümseyerek. Arife, başını çevirdi şaşkınlıkla gülümsedi. “Aaa, ne tesadüf!”
Semih, hayatın tesadüfleri sever olduğunu hep düşünüyordu. ‘Gün anlamlı olunca güzel
insanların böyle zamanlarda rastlaşması da bir o kadar iyi,’ diye düşündü. İkisi de bu anın, baharın getirdiği neşenin bir parçası olduğunun farkındaydılar. Arife toplandığında Semih koltuğa iyice yerleşti, selamlaştılar. Hal hatırdan sonra Arife, gözlerinde merakla, “Yazmaya devam mı?” diye sordu.
“Elbette,” dedi Semih. “Benim için yazmak, nefes almak gibidir. Bu süreçte elim
ayağım tutukça da yazmaya devam. Ama zaman ne gösterecek işte o muamma?” dedi.
Arife, “O zaman sanırım şenlikte şiirler de dinleyeceğiz, yanılıyor muyum?”
“Hayır yanılmıyorsun. Biliyorsun bu şenliğin bir özelliği de dünya şiir gününe denk
gelmesi. Dolayısıyla bir selam çakmadan olmaz,” diyerek çevresindeki kalabalığı işaret etti.
Arife, mahcup bir şekilde, “Ya, hiç böyle düşünmemiştim,” diye mırıldandı.
Semih, “Kendine eziyet etme. ‘Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp’ derler. Sen de
öğreniyorsun,” dedi gülümseyerek. “Yıl 365 gün ama kutlamalar çakışabiliyor. Bu,
kültürümüzün zenginliğini yansıtıyor. Düşünsene, bir arkadaşının doğum günüyle bir festival aynı güne denk gelebilir. Her kutlama, farklı bir kültürel miras taşır ve bu süreçte yeni şeyler öğreniyorsun. Öğrenmeyi bir yolculuk gibi düşün; her gün yeni bir şey keşfedebilirsin. “Unutma, her yeni bilgi, seni bir adım daha ileriye taşıyacak. Öğrenmeye devam ke!” dedi.
Arife “Bak sen… Her lafın çok büyük. Çok yükleniyorsun bana. Şimdi kalkıp
gideceğim, bu kadar yükü kaldıramam,” dedi omuzlarını silkerek; başını hafifçe öne eğdi.
Semih, “Yahu, bu kadar alıngan olduğunu bilmiyordum. Şurada baharın havasına
girmişiz; iki kelam etmek iyi gelir düşündüm.”
Arife “Yalnızca Mart’ın sabaha karıştığı bu gün baharın nefesiyle açılıyor her bir
çiçek. Umudun tohumları serpiliyor kalplerde,” Sonra Semih’in gözlerine bakarak,
“Okuyacağın şiirlerden bir bukle istiyorum.”
Semih, heyecanla el işi iplikten örülmüş renkli çantasını açtı ve içinden bir defter
çıkardı. Çantanın her bir köşesi, annesinin el emeği göz nuru işçiliği yansıtıyordu. Renkli iplikler, koyunyününden yapılmış, el örgüsüyle şekil almıştı.
Arife, dokuma olan çantaya bir kez daha hayranlıkla baktı. “Çantan da çok yahşi...
Bayıldım!” dedi. Semih’in yüzünde bir gülümseme belirdi.
“Bu, annemin üniversite yıllarında kitaplarımı taşımak için yaptığı bir çantaydı,” Başta sadece bir dekorasyon gibi duruyordu ama sonra kullanmaya başladım. İşime de yarıyor, ne yalan söyleyeyim sonrası ben de çok sevdim.”
Semih, Arife’nin hayranlığını görünce içindeki gurur daha da büyüdü. Çantasının
öyküsü, ona yalnızca bir aksesuar değil, aynı zamanda geçmişle olan bağını da hatırlatıyordu. Her renk ip, her ilmek, annesinin hayallerine, gençliğine ve azmine dair birer parça taşıyordu.
İkisi de, çantanın etrafında dönen bu sohbetle birlikte, yolculukları renkli bir hal almıştı. Semih, çantasının her bir renginin bir anıyı barındırdığını biliyordu. Arife’nin hayranlık dolu bakışları, Semih’in kalbinde bir kıvılcım gibi parladı. Bu an, sadece bir çanta etrafında dönen bir konuşma değil, aynı zamanda dostluklarının derinleşmesine zemin hazırlayan bir anıydı.
“Çok beğendiysen sana vereyim, istersen,” dedi Semih.
Arife, “Hiç fena olmaz... Ama onun anısı çok olmalı sende. Hem içinde senin gibi güzel şiirler, öyküler taşımayacağıma göre, ancak senin taşıyacağın bir yük bu. Hadi, şiirimi istiyorum” dedi.
Semih, “Aslında günlerdir ağzımda ama bir türlü dökemediğim birkaç satırı söyleyeyim, öyleyse,”
“kuş sesleriyle karışır çağıltıların
bir bahar fırtınası gibi yankılanır içimde
Çünkü sen, her dizede çiçeklenir
ve martın coşkusuyla yeniden doğarsın.”
Hım. Sanırım daha biçimlemedim ya da kafamda demlenmedi mi ne?” diye ekledi.
“Aaaa, ne güzel!” dedi Arife, gözleri parlayarak. O sırada şoför, “Şenlik alanına gitmek isteyenler burada insin!” diye bağırdı o davudi sesiyle. Ses; boran gibi, otobüsün koridorlarında yankılandı.
Arife, ayağa kalkmış, dizeleri dinlerken gözlerindeki ışıltıyla, “Ne hoş bir şiir, Semih! Bugünün anlam ve önemiyle çok uyumlu,” Seçtiğin dizeler, bu şenliğin ruhunu gerçekten yansıtıyor. Baharın tazeliği içinde hayatı yeniden yaşamak, hayatın her anını kutlamak ne güzel!” dedi.
Semih, gülümseyerek, “Teşekkür ederim, Arife. Şiir, yalnızca bahar için yazılmaz ki,
güzel olan her şey benim ilham kaynağım; aşk, dostluk, doğa… Onlara da yazarım.”
Arife, bu sözler karşısında küçük bir tebessümle pencereden dışarıya baktı. İçinde bir utangaçlık hissetti. “Bu kadar geniş bir yelpazede yazabiliyor olman çok etkileyici,” dedi. ‘Ah, Semih,’ diye mırıldandı içinden, ‘Her şeyin bu kadar güzel olabileceğini nasıl hayal edebilirim ki? Belki de senin gözünden bakmak gerek… Ama seninle birlikte olmak, her anı daha özel kılıyor.’
Kendine geldiğinde Semih’in ona bakarak gülümsediğini gördü. “Ne düşünüyorsun?”
Arife, biraz daha cesaretlenerek, “Sadece baharın güzellikleri değil, senin yazdıkların da kalbimde bir yer buluyor,” dedi.
Semih, “Hayatta hissettiğim her şey, kelimelere dönüşüyor. Belki de bu, yaşamın bir
yansımasıdır,” dedi.
İkisi de o anın tadını çıkarırken etraflarındaki renkler daha da canlı görünmeye başladı. Şenlikteki müzik, gülüşmeler, ruhlarına bir türkü gibi dolmuştu. Baharın getirdiği tazelik, onları birbirine daha da yakınlaştırıyordu.
“İşte burada, bu anı paylaşmak, baharın enerjisiyle dolup taşmak,” dedi Semih.
Arife, bu sözler karşısında içindeki sıcaklığı hissederek, “Evet, bahar sadece doğayı değil, kalplerimizi de canlandırıyor,” diye yanıtladı. Ve o an, baharın tılsımında, hayatın güzelliklerini paylaşmanın, sadece kendilerini değil, birbirlerini de nasıl dönüştürdüğünü fark ettiler. Şenlikteki renkler, ritimler ve insanlar arasında kaybolmuş gibi hissediyorlardı; yeni başlangıçlar için bir araya gelmişlerdi.
Semih, kalabalığın ortasında, ateşlerin ışığında parlayan gözlerle etrafına baktı. Gençler ateşin üstünden atlıyor, dilek tutuyorlardı. Daha uzak bir köşede bıyıkları yeni terlemiş gençler demir dövüyorlardı. Buradan yükselen tiz ses, müziğin ritmini bozmaktan çok, onu tamamlıyordu; sanki bir hayat döngüsünün parçasıydı. Kıvılcımlar göklere doğru yükselirken bir yıldız gibi etrafa yayılıyordu. Kıvılcımlar her yerdeydi. Semih şiiri okumak için sıranın kendisine gelmesini bekliyordu.