Ağustos… Yazın kalbi, insanın en kızıl ayı. Gövdesinde bir çöl taşır gibi zamanı yakar. Güneş, doruğunda hem yakıcı hem inatçı, bazen de kıskanç bir hükümdar gibi tepemizde durur. Tenin en savunmasız yerlerine sızar, düşüncenin en serin odalarını bile buharlaştırır.
Ve insan, gölgenin sadece bir serinlik değil, bir ihtiyaç olduğunu ilk kez bu ayda fark eder. Yalnızca bedensel değil; duygusal bir gölgeye, bir sığınmaya, bir başkasının varlığına duyulan ihtiyaçtır bu.
Toprak bile daha çok su ister. Çatlamış kabuğuyla sessiz değil, bağırarak anlatır derdini. Çünkü Ağustos, ihtiyaçların çıplaklaştığı bir eştir. Tıpkı insanın insana daha çok muhtaç olduğu gibi… Bir bakışa, bir kelimeye, bir varlığa.
Deniz bu ayda daha derin bir maviye bürünür. Dalgaları yorgun, rüzgârı daha az aceleci. Kum artık yakmaz; dokunduğunuzda iz bırakır sadece. Ve aşk… Güneşin afrodizyak etkisiyle buharlaşıp göğe yükselir ama akşam serinliğinde yerini özleme bırakır. Ağustos’ta aşk, kalıcı olmak istemez; unutulmaz olmak ister.
Bu ay, bir geçiştir aslında. Temmuz’un coşkusunu ardında bırakırken, Eylül’ün içe kapanıklığına da henüz varmamıştır. Gökyüzü daha soluktur, sesler daha uzaktan gelir. Kalabalıkların içinde bir yalnızlık başlar. Ve bu yalnızlık, doğum sancısının habercisidir. Çünkü Ağustos, güneşin doruktan eğilmeye başladığı o günlerde, hem bitişin hem de başlangıcın adıdır.
Çocukken Ağustos’u sadece tatilin sonu sanırdım. Sonra anladım ki; o, bir son değil, içsel bir başlangıçtır. Yılın değil, insanın iç takvimine açılan ay… Bu yüzden Ağustos yalnızca benim doğduğum ay değil; her yıl yeniden kendime döndüğüm bir eştir.
Dışarısı ne kadar kavurucuysa, içerisi o kadar arayıştadır. En çok sıcağın içinde fark ediyorum kendimi. Ve en çok gölgeyi ararken, bir başkasının eline ihtiyaç duyduğumu… Çünkü bazen, en çok kavrulduğumuz anlarda, en çok başkasına ihtiyaç duyarız.
Belki senin de Ağustos’un vardır içinde; kavuran sıcağın ortasında aradığın bir gölge, susuzluğun ortasında özlediğin bir ses… Belki de senin gölgen, çoktan başka birinin ellerine düşmüştür. Ve unutma: Her Ağustos, bize şunu fısıldar -insan en çok güneşin altında yanarken, bir başka insanın serinliğinde yeniden doğar. 26 Ağustos 2025
Gürel SÜRÜCÜ
Harika bir yazı olmuş. Yüreğine ve kalemine sağlık ...????
Kalemine sağlık güzel bir yazı ve anlatım olmuş.
Eline sağlık güzel olmuş.
Benim de doğduğum aydır Ağustos. Severim.