Niksar Öğretmenevi'ne gittiğim zamanlar bir kişi çok dikkatimi çekerdi. Yaşı seksenin üzerinde olan bir beyefendi; şık giyimli, her zaman takım elbiseli ve kravatlı, yavaş yavaş yürüyerek ve selam vererek direk tavlaların olduğu yere gelir ve orada kendisini beklemekte olan Terzi Çavuş (Necmettin Çağlar) ile tavla oynamaya başlardı. Emekli orman mühendisi ve adının Osman Karabay olduğunu, yurt dışında Birleşmiş Milletler adına değişik ülkelerde çalıştığını, Niksar Ortaokulu'nu ve Tokat Lisesi'ni birincilikle bitirdiğini de öğrenmiştim. Kendisi ile tanışıp söyleşi yapmak istediğimi söylediğimde memnuniyetle kabul etti.
20 Aralık 2014 Cumartesi günü evlerinde kızı Şenay hanımla birlikte bizi misafir ettiler. Osman Bey'den önce kendisini tanıtmasını ve akabinde Niksar, Tokat ve İstanbul'daki öğrenim hayatını daha sonra da mühendis olarak yaptığı görevleri anlatmasını istedik. Osman Bey, yavaş yavaş ve tane tane anlatmaya başladı. Biz de video kayıtlarımızı yaptık, notlarımızı aldık.
Osman Karabay, 3 Nisan 1930'da Niksar'ın Bengiler Mahallesi'nde doğdu. Keşfi Camii imamı Hüseyin Avni Efendi ile Sündüz Hanımın oğludur. Babamın ailesine "Karabeyler" diyorlar. Babamın babası yani dedem Karabeylerden Mustafa efendi imiş, ben kendisini hiç görmedim, tanımıyorum. Annem ise Bektaşoğullarından idi. Annemin babasının adı Durmuş efendi, anneannemin adı ise Gülşah hanım idi. Ben onlara da yetişemedim, tanımıyorum.
Bengiler mahallesinde büyüdüm. İlk mektebi Albayrak İlkokulu'nda, Ortaokulu Niksar Ortaokulu'nda ve liseyi Tokat Lisesi'nde (Yeşilırmak Özel Lisesi) bitirdim. Üniversiteyi ise İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi'nde okuyarak mezun oldum.
Fakülteden mezun olduktan sonra mühendis olarak ilk görev yerim Kemer Barajı inşaatı idi. Sonra bir çok yerde görev yaptım. Bunlar sırasıyla Nazilli, Kırşehir, Ankara, Giresun ve Adapazarı idi. Daha sonra yurt dışı görevlerim oldu. Birleşmiş Milletler adına Afganistan, Butan ve Afrika'da görev yaptım. Buralarda daha çok yol yapımı ve yol güzergahı tespiti ve projelendirmesi görevleri idi. Tabii buralarda çok ilginç ve değişik olaylarla karşılaştık. Yurt dışından döndükten sonra İzmir'e yerleşmiştik. Sonunda da eşim ve kızım Şeyda ile Niksar'a, ata ocağına döndük ve yerleştik.
Gülser Hanımla 11 Kasım 1954'de evlendim. Şeyda ve Ferda isimli iki evladım ve tabii torunlarım var.
Çaput Top
Bengiler mahallesinde büyüdüm. Çelik çomak oynardık, çaput topu oynardık. Annemiz bezleri yumak yapardı dikerdi top olurdu. Futbol topu nerde o zaman dikerdik böyle onunla oynardık bazen de kendimiz top yapardık kağıttan, kınnapla sarardık dağılmasın diye. Bir vururduk havada dağılıp giderdi. Çember oynardık, aşık oynardık. Aşık nedir bilir misin. Biz kuzu koyun ayağından çıkarılan küçük bir kemik vardır, onlarla oynardık. Aşıkları dizeriz şöyle karşıdan atarız, vurduklarımız veya daireden çıkarttıklarımız bizim olurdu.
İlk mektebi Albayrak İlkokulu'nda okudum. Kuz Santral caddesinde Kavcı evleri vardı, onun altındaydı ahşap bir bina idi. Başöğretmeni Hikmet Sakman idi. Öğretmenimiz Tokatlı Şükrü Öncül idi, beni o okuttu beşten mezun etti. Onun bir oğlu vardı büyük oğlu Necati Öncül hakim oldu sonradan, Necmettin Öncül vardı doktor, Akif vardı edebiyat öğretmeni o da benden biraz büyüktü.
Biz öğretmenlerden haşa Allah`tan korkar gibi korkardık. Sertliğinden değil aile yapısından gelen bir şey bizim için Allah`tan sonra ikinci insandı. O kadar saygılı yani korkudan ziyade saygı vardı. Şimdiki gibi öğretmene karşı gel, öğretmene yumruk at falan bunlar bizim hafızamızda yoktu, bizim dağarcığımızda bunlar yoktu. Sonradan çıktı bu edepsizlikler.
Turşu Küpleri, Pekmez Küpleri Hep Başımızdan Aşağı Aktı
1939'un 26 Aralığını 27 Aralığa bağlayan gece sabaha karşı 02.40 aralık ayının 27'si yani kışın ortası, her taraf kar buz bir sarsıntıyla uyandık. O zamana kadar bilmediğimiz duymadığımız bir şey. Yukarıda evin üst katında turşu küpleri falan pekmez küpleri vardı, onlar hep başımızdan aşağı aktı.
Yaa, hiç bir şey ayakta kalmadı çünkü hatırladığım kadarıyla 7,9 şiddetinde bir depremdi. Adı Erzincan depremi olarak geçer ama aslında Kelkit vadisini baştan aşağı yıkan bir depremdi. O zamana kadar görülmemiş duyulmamış bir deprem. Deprem olduğunda dokuz yaşındayım. Gece sarsıntıyla birlikte annem kaptığı gibi çıkardı beni dışarıya, zaten babamda öyle. Hepimiz panik içerisindeyiz, görmemişiz böyle bir şey, deprem nedir ne oluyor sadece altın sallanıyor işte felaket.
O zaman Kızılay falan bu kadar teşkilatlı değildi. Birkaç gün sonra imdadımıza yetişti. Dışarıdan gelen şekerli çaylar falan vardı, onlardan dağıttılar bize. Şekeri emdirilmiş çay, onları suya atıyorsun çay oluyor. Böyle şimdiki çaylar gibi renk vermiyor hafif bir renk veriyor, sıcak sıcak içiyorsun. Yabancı yardımıyla dışarıdan geldi o çaylar, bizim gördüğümüz bildiğimiz şey değil.
Birkaç gün sonra rahmetli İsmet İnönü geldi. Şimdiki Askerlik Şubesinin karşısında bir hara vardı. At harası, orada halkla buluştu, halkın dertlerini dinledi ve gitti. Çok kalabalıktı duyan gelmişti.
Mektep Sevenler Cemiyeti
İlkokulu böylece geçirdik. Niksar'da o zamanlar ortaokul yoktu. İlkokuldan sonra Tokat'a gitmem lazımdı ortaokulu okuyabilmem için. Ona da maddi gücümüz yetersizdi, fakirdik biz. Allah razı olsun sebep olanlardan, Ortaokul Yaptırma Derneği "Mektep Sevenler Cemiyeti" kuruldu. Bu dernek vasıtasıyla para toplandı, satılan buğdaydan tütünden para kestiler. Bu parayla ortaokul yapıldı. ahşap Herengâh (Hanegâh) mahallesinde eski bir mezarlık yeri vardı, çocukların oyun bahçesi olmuştu. Orada ortaokul yapıldı, bizde bu imkandan yararlandık ortaokula kayıt olduk. O ortaokul olmasaydı okuma imkanımız yoktu.
Ben her zaman önceden çalışır derse öyle hazırlıklı giderdim. Dersi de derste öğrenirdim, dersten çıktıktan sonrada ders çalıştığımı hatırlamıyorum. Dersi derste öğrenirdim ama dersten sonra arkadaşlarım gelirler bana anlamadıklarını sorarlar, ben de onlara anlatır ve konuları tekrar etmiş olurdum.