Özel Yeşilırmak Lisesi
1947'de Ortaokulu bitirdik, Niksar`da lise yok. En yakın lise Tokat`ta ama orada bile o sene bir şeyler oldu lise açılmadı. Lise Amasya`da var, Sivas`ta var, Samsun`da var ama buralara gidip okuyacak gücüm yok bekledim. Tokat Lisesini açmaya karar verdiler. Lakin buraya da siyaset bulaştı. Demokrat Parti kurulmuş. Diğer tarafta Halk Partisi. Bir taraf okulu açmak istiyor diğer taraf gerek yok diyor. Bu çekişme içinde açıldı açılmadı, açıldı açılmadı sürekli değişik haberler geliyor. Orada bina problemi yok. Mesela bir gün haber geliyor ki gelin kaydınızı yaptırın, ertesi gün haber geliyor ki bekleyin geri kaldı. Bir gün gel bir gün gelme, gel gelme falan bu çekişmeyle Aralık ayını bulduk. Nihayet resmi devlet lisesi olmayınca özel açılmasına karar verilmiş çünkü bakanlık öğretmen kadrosu vermeyince özel okul açılmasına karar verilmiş. Adı da Özel Yeşilırmak Lisesi. Aralık'ın dokuzunda bize haber geldi, hemen gelin kaydınızı yaptırın diye. Üç gün daha açılmasa 12'sinde devamsızlıktan zaten sınıfta kalacağız, o tehlike var. Hemen apar topar gittik, orada kaydımızı yaptırdık. Allah rahmet eylesin teyzem vardı Hatun Teyzem. Onun oğlu Mustafa Beyazıt'la beraber kaydımızı yaptırdık. Dün gibi hatırlıyorum 12 olsa 3 gün daha gecikse okulun açılması kalacağız, geçmemiz mümkün değil. Kaydımızı yaptırdık böylece lise öğrencisi olduk.

Ben Ücret Ödemeden Okudum
Özel okul olduğu için ücretliydi. Ücretliydi ama ben parayı veremiyordum. Okulda sürekli ücretini vermeyen yarın gelmesin diyorlardı ama ben yine elimi kolumu sallayarak giderdim. Kolumdan tutup çıkarıncaya kadar giderim böyle diyordum. Bu arada üç ay geçti, o zamana kadar da ben kendimi gösterdim. Ben gayet zekiyim, cemiyet benden para almamaya karar verdi. Teyzemin oğlu Mustafa (Beyazıt)ile beraber gidip geliyorduk zaten aynı sınıftaydık.
Biz fakir olduğumuz için pansiyonda kalamıyordum. Pansiyon ücretliydi. Ben Hatun teyzemin çok yardımını gördüm. İlk iki sene teyzemlerde kaldım. Eniştem Beyazıt oğullarından Halil Efendi idi. Beraber okuduğum teyzemin oğlu Mustafa Beyazıt'ta daha sonra öğretmenlikten emekli oldu.
Bismillah Dedik Derslere Başladık
Okul açılmadan önce olan tartışmalar sona ermişti. Tarafların hepsi açılış törenine katılmıştı. Önce bayrak töreni yapıldı, İstiklâl Marşı okundu, konuşmalar yapıldı. Sonra Bismillah dedik derslere başladık. Eğer bu okul açılmasaydı benim gibi bir çok öğrenci okuyamayacaktı. Çünkü lise için Sivas veya Samsun'a gitmek gerekiyordu, halbuki bizim gibi fakir olanların Tokat'tan ileri gitme imkanları yoktu. Benim de en büyük şansım teyzemin Tokat'ta ikamet ediyor olmasıydı. O sayede okuduk, liseyi tamamladık.
İlk iki sene (1947/1948-1948/1949)özel olarak okuduk. Müdürümüz Arif Sökmen idi. Öğretmen olarak yine ortaokuldan, dışarıdan derme çatma öğretmenler gelirdi. Mesela müzik öğretmeni Fransızcaya gelirdi. Anlamaz ki, işte Fransızca öğretmeni var mı var. Kimisi ortaokuldan kimisi de dışarıdan getirtilirdi. İşte boş dersler de ona göre ayarlanırdı. Lise ilk iki senesi özel geçti, üçüncü sene resmiyete geçti. İnsafa geldiler, resmiyete geçti yoksa diplomamız geçerli değildi. Bitirme sınavı için Sivas`a veya Samsun'a gidip imtihan verecektik. Allah`tan üçüncü sene resmiyete geçti de o sıkıntıdan kurtulduk.

Vali Bey Beni Çağırdı
İlk iki sene teyzemlerde kaldığımı söylemiştim. Son sene çalışkanlığım Vali Abdülkadir Sarısözen beyin kulağına gitmiş, çalışkan ama fakir diye. Vali bey beni çağırdı ve başarımı tebrik ettikten sonra ihtiyacın nedir diye sordu. Ders çalışacak yerim yok dedim. Teyzemde kalıyorum ama misafir geliyor, öbür çocukları konuşuyor, ayrı bir odam yok, ondan ders çalışamıyorum dedim. Bana Halk Partisi'nin merkez binasını açtırdı. Geceleri istediğim kadar çalışıyorum, radyo da var radyoyu da açıyorum hafif hafif, çalışabildiğim kadar çalışıyorum ondan sonra kapatıp gidiyorum. Vali bey bana öyle bir imkan da sağlamıştı.
Vali Abdülkadir beyin yardımını çok gördüm. Özel idareye talimat verdi, bana bir takım elbise yaptırdılar. Bir çift ayakkabı aldılar. Altı kauçuk, o zamanlarda az bulunan beyaz kauçuktandı. Evet son sınıfta da pansiyon ücretimi özel idareye ödettirdi Vali bey. Son senem de pansiyonda kaldım, orda artık rahat ders çalışıyordum. Derslerden sonra şehre dağılıyorduk geziyorduk dolaşıyorduk sonra gelip ders çalışıp yatıyorduk. Sabah kahvaltısı veriliyordu, yemeklerimi orada yiyordum. Banyo için ise Ali Paşa Hamamı'na gidiyorduk.
Ben Seni Okutacağım
Sırrı Kavlakoğlu isimli Ankaralı bir matematik öğretmenimiz vardı, beni çok severdi. Bir gün, işte benim adresim dedi. Liseyi bitirince doğruca bana geleceksin ben seni okutacağım, kendini zayetme dedi. Peki hocam dedim. Okulun son zamanları idi. Pansiyonda kalıyoruz ya yemekleri de Cim Cim'de yerdik. Astronomi imtihanından çıktık, gittik orada oturduk. Dört beş arkadaş yemek yiyoruz. Arkadaşlar, ya ne oldu astronomi sınavında falan diye sorunca, ben de işte Kavlak şunu sordu, ben şöyle dedim şöyle yaptım diyerek konuşuyorduk. Hocamızın soyadı Kavlakoğlu ya öğrenciler ondan hep Kavlak diye söz ediyorlardı. Ben de onlara uymuş ve arkadaşların sordukları soruları gayri ihtiyari Kavlak şunu sordu, Kavlak bunu sordu diye cevaplıyordum. Beni kimse dürtmüyor, meğer arkamızda oturmuş yemek yiyormuş o da. O utançla hocamızın yüzüne bakamadım bir daha. Ben biraz da içine kapalı bir öğrenciydim, utandım.
Okulu bitirince, hocam ben okulu bitirdim, işte geldim diyemedim. Böyle kapalı ve utangaç olduğum için o imkanı da kullanamadım. Hatta benim söylediklerimi duyduğu halde bana hiç bir şey söylemedi. Ben kendimden utandım böyle hocamdan Kavlak diye bahsettiğim için, sanki bu lakabı ben takmışım gibi. Böyle içine kapalı olduğum için bu şansımı kaybettim yoksa o beni okutacaktı.