NİKSAR'DA ERMENİ OLAYLARI
Bölgemizdeki en önemli Ermeni olayları Niksar'da meydana gelen 1896 ve 1905 yıllarındaki Ermeni Olaylarıdır.
1896'da olan ilk olay Niksar'ın hafta pazarı olan Cumartesi günü sabah erken saatte Ermeni komitacıların civardaki kilise evlerinden Pazar yerine rastgele ateş etmeleri ile başlamış, İslamlarında karşılık vermeleriyle büyümüştür.
Dâhiliye Nazırlığından alınan 12 Haziran 1312 (24 Haziran 1896) tarih ve 220 sayılı tezkerede olayın nasıl gerçekleştiği anlatılmıştır.
“Tokat'tan Niksar'a gönderilen harp divanı üyelerinden Yarbay Şevket Bey tarafından yapılan tahkikat sonucuna göre:
Evvelce arz olunduğu gibi Cumartesi günü saat beş buçuk sıralarında Gedikyan Kokas tarafından kendi hanında reji kolcusu Mustafa öldürülmüştür. Çarşının bir iki yönünde kilise ve kilise evlerinde gizlenmiş Ermeniler silah atmışlardır. Ovadis Temizciyan arabacı Mehmet'i martin kurşunu ile öldürmüş. Piyade Zaptiyesi Hamid'i de hafifçe yaralanmıştır.
Cumartesi Niksar'ın hafta pazarıdır. Bu sebeple civar kaza ve köylerden alış veriş için gelen çok olur. Bu kalabalık hafta gününde Müslüman ahali heyecana kapılarak Ermenilere hücum etmişlerdir. Bu karışıklıkta Ermenilerden 120 ölü, 10 yaralı, İslamlardan 2 ölü birde yaralı vardı. Kargaşalıkta en çok çevredeki köy ve kasaba halkın da ölü ve yaralılar varsa da ölü ve yaralılarını birlikte götürdüklerinden kesin olarak sayıları anlaşılamamış, 40 kadar ölü ve o nispette yaralı olacağı tahmin edilmektedir.
Ölü ve yaralı sayısının bu derece fazla olmasının sebebi ise; çarşıya bakan kilise evlerinden çarşıya rastgele atılan kurşunlardan ileri geldiği anlaşılmıştır.
.png)
Çarşı pazar ve diğer yerlerde gizlenmiş 200 kadar Ermeni asker ve zaptiyeler tarafından korunmakta yiyecek verilmektedir. Ovadis Temizciyan yakalanmıştır. Ermeniler kendi evlerinde kalmaktadırlar. Asayiş iade edilmiştir. Telgraf hattının tamirine başlanmış, yamalanmış eşyanın geri alınmasının başlanmış olduğunu Şevket Bey'in mutasarrıflık komutanlık ve harp divanına bildirilmesi üzerine arz.
17 Haziran 1312/1896 Sivas Valisi Halil”
RUM ÇETELERİ
Rumlar, I. Dünya Savaşı ile birlikte ülkenin içinde bulunduğu kaosu fırsat bilerek bir Rum devleti kurma hayaliyle ayaklanmaya başladılar. Tarihe Pontus Meselesi ya da Pontus Harekatı olarak geçen bu ayaklanmada bütün Orta ve Doğu Karadeniz bölgesinde Müslüman halka karşı akla ve hayale sığmaz zulüm ve cinayetlere girişilmiş, bir çok can ve mal kaybı olmuş, bazı Türk köyleri ateşe verilerek yerle bir edilmiştir.
İlimizde Pontusçu çeteler kuran Rum köylerinin kimisi tek başına bir ve hatta birkaç çete halinde dolaştılar. Kimi köyler de birleşerek büyük kuvvetler kurdular.
Kötülük yapmakta ileri giden Rum köyleri, Tokat'ın Halilekinciliği, Sarıtarla, Çerdiğen; Erbaa'nın Kırkharman, Endikpınarı, Gölönü, Cidil, Kadara, Serniç, Heriz Dağı, Gölcük köyleridir. Bu köyler, isyana katılan diğer Rum köylerini de çevirdi, kendi başkanlıkları altına aldılar.
Rum köylerinin kurdukları çetelere şehirlerden de karışanlar oldu ise de bunlar başlı başına iş göremedi, köylü çete başkanlarının emirleri altında çalıştılar.
Erbaa'daki Rum çetelerinin faaliyetlerine, Mustafa Kemal Paşa'nın, 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun'a çıktıktan sonra Harbiye Nezareti'ne gönderdiği raporlarda da işaret edilmiştir. Bu raporlara göre, Niksar ve Erbaa yörelerinde kuvvetli 5 Rum çetesinin bulunduğunu, ancak bu çetelerin henüz ciddi bir faaliyete girişmedikleri belirtilmiştir.
İleri gelen başlıca Rum çeteleri şunlardır:
Yakof Çetesi: İlk Rum çetelerinin en azılılarındandır. Çevredeki Rumların teşkilatlanmasında etkili olmuştur. Niksar'ın Sorhun köyü Rumlarındandır. Bir gün Erbaa'ya hayvan satmaya geldiğinde pusu kurularak Zoğallıçukur köyünden Üzeyir ve arkadaşları tarafından öldürülmüştür.
Koca Anastas Çetesi: Erbaa'nın Endikpınarı köyü Rumlarındandır. Çevredeki bütün Rumların tek hakimi ve çete reisi idi. Rumlar kendisine “Millet Başı” diyorlardı. Bu bakımdan Rumlar arasında geçerli özel bir mührü de vardı. Türkiye'deki diğer Rum teşkilatlarıyla bölge irtibatını sağlıyordu. Kasaba merkezinde meşhur bir konağı vardı. Konağın bodrum katında işkence odası kurulmuştu.
Bu azılı Rum çetesinin reisi Koca Anastas ve adamlarını, Kuvayı Milliye saflarında savaşan Türk çeteleri Ezenüs köyünde Davut Ağa'nın evinde delik deşik ederek öldürmüşlerdir. Vurulan Koca Anastas ile kardeşi ve arkadaşlarının cesetleri Erbaa'ya getirilerek teşhir edilmiştir. Bu olaydan sonra Rumların çevredeki teşkilatları tamamen çözülmüş, öldürme, kundaklama, adam kaçırma ve baskın gibi hareketleri son bulmuştur.
Çerdiğen köyünden Bayraktar oğullarından Deli Giregi oğlu Dimit çetesi: Bu çeteye bazen gene Bayraktar oğullarından Yorgi oğlu Melik, Kuşçu oğullarından Yani oğlu Mihail'de başkanlık ettiler.
Erbaa'nın Kırkharman köyünden Koca Anastas çetesi: Çetelerin en azılılarından olan bu çeteye zaman zaman başka elebaşılar da başkanlık ettiler.
Sarıtarla köyünden Kalaycı oğullarından Lefter oğlu Koca Yorgi çetesi.
Gölcük köyünden Deli Hacı çetesi Sarıtarlalı Anastas çetesi.
Senişli Hacı oğlu Kara Lazarı çetesi.
Kızılöldürenli Lefter çetesi.
Bunlardan başka Gölönü köyünden Kara Yani, Arap oğlu Anastas çetesi, İkipınarlı Yakof çetesi, İstil çetesi, Pavlos çetesi, Mihail çetesi ve Karafodu çetesi gibi çetelerde sayılabilir.
Efrad sayısı pek az olan, ancak birleşerek hadiseler çıkaran ikinci derecede birçok küçük çetelerle, adlarını ve yaptıklarını tespit edemediğimiz diğer çeteleri göz önüne getirirsek geniş bölgelere yayılmış olan Rum asilerinin kuvveti hakkında bir fikir edinebiliriz.
İlimiz içinde Rum asilerinin sığındıkları belli başlı yerlerde şunlardır: Yaylacık ormanları, Dazlı deresi, Heriz dağı, Çamiçi ormanları, Hızar deresi, Cöbi deresi…
Rumlar, bu yerlerdeki mağaralardan istifade ettiler. Ormanları kestiler… Gizli yerler, erzak depoları, kulübeler, barakalar, siperler yaptılar.
Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi'ndeki asayişi sağlamak üzere 1920'de Amasya'da kurulan “Merkez Ordusu” yeter derecede kuvvetlendikten sonra 1922 yılının ilk günlerinden itibaren Pontus ayaklanmasının tamamen bastırılması için çeşitli kollarla harekete geçti. Bütün bölgede asi Rum köylerini ve onların dayanağı haline gelmiş yerleri tarayarak birer birer temizledi. Nihayet Lozan Antlaşması'nda alınan karara göre Karadeniz sahillerindeki Rumlar, mübadeleye tabi tutulunca Pontus hayali ebedi olarak tarihe karışmış oldu.