Fizik Dersinden Bir Sene Boyunca Sınava Girmedim
Bir gün Fizik öğretmenimiz derste bir soru sordu; Termometreye cıva veya ispirto değil de su doldurursak ne olur? Bugünkü gibi aklımda. Ben hemen yakaladım püf noktasını. Diğer sıvılarda bulunmayan sadece suya ait olan özellik +4 derecede en yoğun olduğu noktadır. Diğer sıvılar soğuduğu zaman büzülmeye devam ettiği halde su +4 dereceden sonra tekrar genleşmeye başlar. Ben bunu yakaladım, öğretmenin istediği bu. Arkadaşlar başladılar bir sürü şey söylemeye, şu olur, bu olur. Ben de parmak kaldırıyorum. Söyle bakayım Osman dedi bana. Ben de, öğretmenim taksimatını ayarlamak şartıyla +4 derecenin üstünde doğru gösterir, +4 derecenin altına düştüğü an tekrar +5 i gösterir dedim. Bana sus dedi. Diğer arkadaşlara bunu izah edecek olan varsa not defterine 10 yazacağım dedi. Yine her kafadan bir ses falan kimseden istediği cevabı alamıyor. Ben dedim ki; öğretmenim +4 derece suyun en yoğun olduğu noktadır başka hiçbir sıvıda bu özellik yoktur, soğumaya devam ettiği halde +4 dereceden sonra tekrar genleşmeye başlar. Dolayısıyla +3'e düştüğü an +5'i gösterir. Tamam dedi ve bir daha beni o sene sınava sokmadı, yazılı yapmadı, sözlüye kaldırmadı. Gerçi ben dersi boşlamadım devamlı takip ediyordum. Böyle bir anım vardır.

Liseyi Birincilikle Bitirdim
Liseyi birincilikle bitirdim. O zaman diploma alabilmek için lise bitirme ve olgunluk sınavlarını geçmek gerekiyordu. Lise bitirme sınavlarında bütün derslerden sınava giriliyordu. Bu sınavların hepsinde başarılı olanlar daha sonra olgunluk sınavına giriyorlardı. Olgunluk sınavında Edebiyat bölümündekiler Edebiyat, Tarih, Felsefe ve bir ders daha vardı o derslerle ilgili soruları; Fen bölümü öğrencileri de Matematik, Fizik, Kimya ve Biyoloji sorularını cevaplamakla yükümlüydüler. Lise bitirme sınavları öğrencilerin bilgilerinin sözlü olarak, olgunluk sınavıysa yazılı olarak sınanması demekti. Ben bitirme sınavlarında 20 dersten bir tek jimnastikten 8 aldım, diğerleri hep on idi notlarımın. Olgunluk sınavında dört dersin hepsinden 10 aldım, kırılamayacak bir rekordu. Böylece liseyi bitirdik ve üniversiteye gittik.

Kaderimi 45 Lira Değiştirdi
Sene 1950, üniversiteye gittik. O seneye kadar bir çok fakülte ya burs veriyor, ya da yatılı öğrenci alıyordu. Demokrat partinin iktidar olduğu o sene bütün burslar kesildi, efendim neymiş bütçe açık veriyormuş ta bilmem neymiş. Ben teknik üniversite sınavına girdim. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)'ni 8. olarak kazandım ve ön kayıt yaptırdım. Fakat 45 Lira eskpresksiyon harcı (kayıt harcı) bulup ta yatırıp oranın öğrencisi olamadım, pasosunu alamadım. Son gün gittim kaydımı oradan aldım. İstanbul'da da sadece orman fakültesi burs veriyordu. Orman fakültesine sırf bursu için kayıt oldum. Ormancılığı sevdiğimden veya ormancılığın ne olduğunu bildiğimden değil sırf bursu için gittim oraya kayıt oldum, böylece ormancı oldum. Kaderimi 45 lira değiştirdi benim. O zaman Tokat Belediyesi başarıyla imtihanı kazanan öğrencilere, Teknik Üniversite öğrencilerine burs veriyormuş. Dört arkadaş buradan nemalandı, bana da demediler ki; Ya Osman sen bizden daha üstün derece tutturdun belediye burs veriyormuş git sende başvur demediler bana. Kendi burslarının gideceği için değil sadece kıskançlıktan.
Orman fakültesinde yine kendimi gösterdim. Derslerimi azami dikkatle dinledim, sevmediğim halde. Ormancılığa severek girmedim ben, ne olduğunu bile bilmiyordum. Ama girdim artık kaderim bu buranın diplomasını alacağım hiç olmazsa. Bir derste profesör bir ormanın verimlilik derecesini ölçen metodu anlatıyor, brüted metodu deniyor ona. Esası ağaçların çapını ve boyunu ölçer, buna göre o ormanın verimlilik derecesini tayin ederiz. Öğretmen anlatırken ben, ''Hocam dedim burada şöyle bir metot kabulüne girmiş olmuyor muyuz? '' diyerek, “bugün kırk çapında yirmi beş boyunda olan bir ağacın yirmi çapındayken de bugünkü ekolojik şartların aynı olduğunu kabul etmiş olmuyor muyuz, böyle bir kabule girmiyor muyuz” dedim. Hoca böyle bir durdu bir iki dakika düşündü sonra çocuklara döndü; “'Arkadaşlar' dedi, isterdim ki siz de hiç olmazsa Osman'ın yarısı kadar dersime ilgi gösterin, bu metodun yegane mahsuru budur. Önce ben düşündüm ki acaba notları dağıttım mı size verdim mi diye düşündüm ama notlar daha önümde size vermedim, demek ki bu arkadaşınız kendiliğinden bunu bulmuş” dedi.

Jeodezi ders vardı bizde, yer bilim ölçüsü haritacılık fakültenin en zor dersi budur. Çünkü bir çok formüller var. Bu dersi veren mezun olmuş sayar kendini 3. sınıftadır bu ders 4'de de değildir. Ben derste o kadar dikkatle dinlerdim ki hocayla münakaşaya girerdim. O sene imtihana girmeye cesaret eden 7-8 kişi vardık, hoca gidin kağıt alın gelin soruları yazdıracağım dedi. Bana da, sen gelme dedi. Peki hocam deyip çıktım ben. Onlar ellerinde kağıtlarla gelirken ben gidiyorum. Ne oldu Osman diye sorunca, beni öğretmen çıkardı dedim. Hoca, ben seni bütün sene imtihan ettim, ben seni biliyorum dedi. Şimdi daha ne imtihanı edeyim dedi. Fakültede böyle bir anım da vardır.