İlk vitrin ve ayakkabılarını çıkarıp dükkâna giren müşteri
1958 yılında İş Bankasının altındaki ilk mağazayı açtığımız zaman bir vitrin yaptırdık. Niksar'da hiç vitrin yoktu. Niksar'da ilk vitrini biz o mağazada yaptırdık. Bizim peşimizden Nurettin Yaramış vitrin yaptırmıştı. Mağazada vitrin yaptırmak için önce tabana beton döktürdük, karıştırdık mozaik yaptık. Önde vitrin ve boyattırdık tabii dükkânı. Dükkân o çevrede gösteriş temin etti. Bir gün vatandaşın birisi sabah saat dokuz buçuk on sıralarında biz mağazada otururken kafayı uzattı kapıdan. Hemen ayakkabılarını çıkarttı, eline aldı, mağazaya girdi. Herhalde bir müşteri vardı ki ben müdahale edemedim. Dedim ki “O elindeki ne?” Dedi ki “Ayakkabı, ayakkabıyı çıkarttım.” “Burası mağaza burada ayakkabı çıkartmaya gerek yok” dedim. “Beyefendi yerler kirlenir diye ayakkabımı çıkarttım” dedi. “Derhal ayakkabını giy” dedim, “Bundan sonra bu mağazaya ayakkabınla gireceksin” dedim. Ayakkabısını giydi ve çok memnun oldu tabii ki. Alışveriş yapıp yapmadığını hatırlamıyorum ama bu bir anıdır yani. İlk defa ayakkabısız mağazaya giren müşteridir yani.
Başsağlığına gelen Erbaalı
Evet anlatayım. Askerden geldikten sonra iki yıl hem dükkân hem de pazarcılığı devam ettirdim. Ancak dükkândaki işlerimiz iyice yoğunlaşınca pazarcılığı bırakmak zorunda kaldım. Ortağım sık sık İstanbul'a gidip geliyor, ben dükkânda kalıyordum artık pazarcılığı tamamen bıraktım. Erbaa pazarında bir gün birisi beni soruyor, demek ki müşterim olacak. Beni bir müddettir görmediği için bizim Niksarlı pazarcılara sergi komşularına soruyor. Niksarlı sergi sahiplerinden bir tanesi çıkıyor “O adam çoktan öldü” diyor. Adamın içerisine dert oluyor bu, çok üzülüyor öldüğüme, bir de soruyor soruşturuyor dükkânı öğreniyor, başsağlığına dükkâna geliyor. Bir de dükkânın içerisine girdi, adımını attı baktı ki karşısında ben “Allah Allah, Allah Allah ” demeye başladı. “Hayrola, ne oldu ki” dedim. “Ya dedi, sergi komşuları seni öldü diye söylediler.” dedi. “Ben de başsağlığına gelmiştim” dedi. “Beni burada mutlu eden şey, seni sağ görmem” dedi. “Beni çok sevindirdin” dedi.
Gece saat üç buçukta gelen Reşadiyeli müşteriler
Yazları biz yaylaya çıkıyoruz malum. Gece saat 03.30, yaylada yatıyoruz. Tak tak tak, kapı çalındı birden irkildim. O saatte ne olur kim olur. Siyah bir araba 3-4 kişi içinde “Ahmet Altıkulaç'ın evini arıyoruz” dediler. “Biz Reşadiye'den geliyoruz, bizi filan kişi gönderdi.” Birini tanesini tanıdım. “Ahmet abi sen miydin ya” dedi. “Bu arkadaşlar Almanya'dan geldi bir şeyler alacağız” dediler. “Ya gündüz gelseydiniz daha güzel olurdu, ”. Onlar da dediler ki “Biz gece oturuyorduk, kafamıza esti kalktık geldik. Niksar'daki evde yoksa yayladadır dediler, geldik” dediler. Kalktım giyindim, Niksar'a mağazaya geldik. Epeyce bir alışveriş yaptı. O günün parasıyla bayağı bir yekûn tuttu. Mark olarak tam nakit verdiler. Ertesi gün de malı Reşadiye'ye gönderdik. Bu unutulmayacak bir şey, gecenin üç buçuğunda dahi alışveriş oluyormuş demek ki. Mutlu bir anı, bu böyle olduğu sürece ben sabaha kadar uyku uyumamayı tercih ederim. Ne olacak yeter ki müşteri olsun, alışveriş olsun.

Siz bu işe sıfırdan başladınız çalışarak didinerek bu noktaya geldiniz ama aynı zamanda Niksar'a hizmet olarak da bunu geri döndürmeye çalışıyorsunuz.“ Ahmet Altıkulaç Anadolu Lisesi'ndeki çalışmalarınız ve eğitim gönüllüsü bir kişi olarak neler söylersiniz.
Ben bunu şöyle kabul ediyorum, işte daha önceden geçmişimizi anlattık. Ben bu çalışmanın, ticaretin bereketini çok seviyorum. Benimle iş yapan arkadaşlar beni İstanbul'da 10 defa katlıyorlar. Bunun canlı örneği İsmet Özden'dir Allah daha ziyade etsin ona varana kadar Çoroğulları, onlar benim arkadaşımdır. Bana teklif de etti, ben İstanbul'a ortağımı göndermek istedim ama sen olursan olur dedi. Netice de ayrılamadık, memleketi seviyorum. Servetimi Niksarlı'dan kazandım ve vefa borcu olarak bu okulu yaptırdım. Okula varana kadar birçok şeyler de açıklanmaz, hayrı çok severim. Eğer elimden gelirse inşallah da ölmeden bir şeyler düşünüyorum. Kefenin cebi yok, yapmak istiyorum. Çocuklarımda aynı fikirdeler mutlu oluyorlar yardımlar yaptıkça. İnşallah onlarda devam ettirirler.
Esnaflar arasındaki ilişkiler
Biz dükkânı açtığımız zamanki durumla şimdiki durum arasında çok büyük farklılıklar oluşmaya başladı O zamanki samimiyet, yakınlık birbirimize olan desteğin yüzde doksanı yok. Yüzde onu ancak var diyeceğim ama o da yok. Şimdi şurada oturuyoruz ama maalesef az sayıda komşumuzla görüşüyoruz. Neden kaynaklanıyor bilemiyorum. Buna anlam veremiyorum. Bizi tanıyanlar, müşteriler köyünden gelir, beni kucaklar ve öper. Dağbaşından gelen köylü bizim ne kadar alçak gönüllü olduğumuzu hakikaten bilir. Yapmacık olaraktan değil samimi olaraktan, geldiğimiz yeri bildiğimiz içindir . Duyduğuma göre önceki komşularımız da aynı durumda, komşuluk ilişkileri kopmuş yani eski samimiyet kalmadı.
Şükrolsun, geçinip gidiyoruz yani kimseye muhtaç olmuyoruz. Böyle devam etmesini istiyoruz. Çocuklarıma da bu mirası mal varlığı olarak da karakter olarak yapı olarak bırakmak istiyorum Onlara tavsiyem bu...
Ben bir çift ayakkabıyı nasıl fazla satarım onun hesabını yapıyordum.
Pazarcılık yaptığı yıllara ait fotoğraflarımı soruyorlar. Fotoğraf çektirmek hiç aklıma gelmiyordu ki. Ben o yıllarda bir çift ayakkabıyı nasıl fazla satarım onun hesabını yapıyordum. Onun için benim o yıllara ait fotoğrafım yoktur.
Yıllardır ticaretin içindesiniz, bu işin piri olmuşsunuz. Yenilere neler tavsiye edersiniz?
Ben yeni ticarete atılanlar gibi tam ticaretin içindeyim hala. Yeni başlayacaklara mümkünse olmayan yeni bir şeyi işi yapmalarını tavsiye ederim Ve üstelik branşı olan işi, hamalsa hamallık, muhasebecisi muhasebe, cevizle uğraşıyorsa cevizcilik yapmalarını öneriyorum. Başkasının işine heveslenip de bilmediği bir işe girerse kaybederler.

Son sözlerinizi alabilir miyiz?
Ben bir Niksarlı esnaf olarak veya bir büyüğünüz olarak sizi bu girişimlerinizden dolayı tebrik ederim. Siz gurur verici hizmetler yapıyorsunuz, karşılıksız şeysiz. Sizi tebrik ederim, gözlerinden öperim bunu demek istiyorum.
Bu güzel söyleşinin sonunda kendisine teşekkür ediyor ve işyerinden ayrılıyorum.