NİKSAR'DA KALAYCILARIN GÜNLÜK HAYATLARI
Şakir Binali Arslan, çıraklık günlerinde çok zorluk çektim diyor ve o günleri anlatıyor; Dayım kalaycı Tufan Alıcı'nın Pazar hamamının yanında kalaycı dükkanı vardı. 7-8 yaşlarında dayım beni yanına çırak aldı. Kap yıkardım durmadan, çırak olarak kap yıkardım. Boyumda tez büyümedi, kapların içinde dönerken kadınlar bana bakıp gülerdi. O zaman şimdi ki gibi değildi sadece kum ile kap yıkanırdı. Şimdi çeşitli ilaçlar çıkmış. Kum ile yıkamak çok eziyetliydi. Eski kaplar gelirdi. Adam kalaylattırmamış, elim kesilirdi. Kalaylamadığı için delinmiş kaplar. Köylere gidiyorduk. Köyün birinde ayakkabılarımı kaybettim, dayım yalın ayak gidersin dedi. Eskiden kanallar yapılmamıştı daha, Mahmudiye'nin oradan gidiyoruz. O yollarda dikenler çok olurdu. Dikenler ayağıma batıyor, ağlıyorum çok kötü günler yaşadım, başkasının yanında durmak zor mesele.
Şakir Binali Arslan, askerliğini de kalaycı olarak yaptığını anlatıyor; Ben piyade olarak İsparta'ya gittim. Orada acemi eğitimini gördükten sonra Ankara Ayaş'a gittim. Benim nüfus kağıdım da kalaycı yazıyordu galiba. Bir astsubay geldi, Binali Aslan sen misin? dedi. Evet dedim. Peki sen kalaycılıktan anlar mısın dedi. Yok anlamam dedim ama şubeden yazmışlar demek ki. Astsubay iyi bir adamdı, beni bir ocağa getirdi. Geç bakalım şu ocağın başına dedi. Ocağa geçtim, unuttum o arada işe daldım. Sen kalaycısın dedi. Ama Allah razı olsun, beni oraya götürmesinin çok büyük menfaati oldu. Şimdi alayın kapılarını kalaylıyorum. Levazım müdürü çağırdı, dedi ki sen şu alayın sobalarını kur sana 1 ay izin vereceğim dedi. Sobaları kurdum, gittim levazım müdürünün yanına. Tamam komutanım dedim bütün sobaları kurdum. Tamam dedi kağıtlarını götür alaya imzalattır dedi, kendisi de imzaladı. Neyse, Niksar'a geldim. Yaz mevsimiydi, köylere kap kalaylamaya gittim. Evde 2 tane çocuğum var ne yapacaksın. Köylerde kazandım 5-10-20 bir şeyler kazandık, evin ihtiyaçlarını gördüm paranın bir kısmını eve bıraktım ve birliğime döndüm. Ocakta çalışıyoruz yine yanımızda bir arkadaş var, bunu hiç unutmuyorum. Adam tezkereyi aldı gidecek, para yok. Tezkere elinde 5 kuruş parası yok. Düşündüm taşındım, izinde kap kalaylayarak kazandığım paranın bir kısmı yanımdaydı. Hamdi al sana 10 lira seni memleketine götürür, tabi o zamanlar 10 lira da para yani, ama parayı geri gönder ben zengin değilim dedim. Tamam dedi, verdik parayı gitti.
İzzet Tuna'da askerliğini kalaycı olarak yaptığını anlatıyor. Askere 1982 de gittim. Denizli'de yaptım acemi birliğini. Orada herkes mesleğini söylesin dedikleri zaman ben kalaycıyım dedim ve öylesine dosyaya yazmışlar. Kıbrıs'a gittiğim zaman Paşaköy'de mesleği olanları seçiyorlardı. Bende kalaycıyım dedim. O zaman geç dediler. Bizde geçtik asker ocağında da kalaycılık yaptık.
Askeriyenin mutfağında büyük karavanalar vardı. 300, 500 kişilik yemek çıkarılan karavanalar. Bayağı büyük yani öyle ufak tefek bir şey değil. Yemek taşımaya karavanalar vardı. Helki, sitil deriz daha çok taşımak için bu kaplardan vardı. Ufak tefek subayların kapları olurdu. Subaylardan da kaplar olurdu yani. Boş kalmazdık.
Kalaylama başlamadan önce askerleri çağırıyor yıkattırıyorduk.
Gösteriyordum onlara şöyle yıkayacaksınız diye. Ondan sonra askerleri hangi bölüğün hangi taburun hangi alayın karavanalarıysa oradan asker çağırıyorduk, geliyorlardı, yıkattırıyorduk. Sonra da ben o karavanaları kalaylıyordum.