NİKSAR'DA KALAYCILARIN GÜNLÜK HAYATLARI
YAYLA DÖNEMİ VE KÖYLERE GİTME
Salih Çıtak, bizim işlerin en yoğun olduğu dönem yayla gidimi idi diyor. Yaylaya çıkma dönemi Nisan mayıs ayları idi. Hatta o dönemler öğle yemeği yemeye vakit bulamazdık. Yaylacılarda sağılır mal olduğu için daha çok süt ürünlerinde kullanılan kaplar; Küpeli (İki kulplu kazan-süt kaynatır, çökelik çökertirlerdi küpeli kazanlarda), üstten kulplu aşırma (Süt kaynatılır yine çökelik yapılırdı), Sitil (Üstten kulplu- süt sağmak için), yoğurt mayalamak için tencereler vardı. Daha küçük olarak kuşaklı taslar vardı. En çok Şahinlililer kullanırlar, kolanla sararlardı. Yaylacıların kullandıkları temel bakır kapları, hacetleri, olmazsa olmazları bunlardı. Neden yayla gidiminde kalaylanırdı kaplar, çünkü bu bakır kapların çok iyi kalaylanması lazımdı. Süt ürünü olduğu için zehirleme yapabilirdi.
Yayla sezonu geçtikten sonra işimiz hafiflerdi. Yaylacılar yayladan döndükten sonra da köylerinde evlerindeki bakır kapları kalaylatırlardı. Benim yetiştiğim dönemde böyle devam ederdi. Kış gelince işler iyice azalır, ustalar avını bekleyen avcılar gibi gelecek avı yani müşteriyi beklerlerdi.
Orak ayı daha doğrusu Haziran, Temmuz, Ağustos yani yaz aylarında harman zamanı ve hasat kaldırıldıktan sonra köylere gider, kalay yapardık. Biz daha çok Herkümbet, Eskidir, Ladik, Buğama, İpsimara; diğer tarafta Camidere, İleyis, Çayköy, Kızıldere, Şidibe ve Gözekse'ye giderdik.
Köyden birisi çağırdığında mesela köyün ağası veya ileri geleni, köye giderdik. Bize münasip bir yer gösterirlerdi. Deri körük ve ocağımızı gösterilen yere kurardık. Onlar çam odunu getirir, biz kömür yapardık. Tabii bu arada kaplar getirildikten sonra parçaları sayar ve pazarlığımızı yapardık. Kömürlerimizde hazır olduktan sonra ağanın kaplarıyla -ki kırk, elli bazen de yüz parça olabilirdi- işe başlardık.
Ondan sonra diğer köylüler sırayla kaplarını getirir, biz de kalaylarını yapardık. Bazen on, bazen yirmi gün bazen de bir ay kaldığımız olurdu bir köyde. Mesela Herkümbet'te bir ay kalmış, yüz ölçek buğday almıştık. Koca muhtar Muhsin'in orada yapmıştık kalayları. Ücretini de genelde para olarak değil buğday olarak alırdık. Tabii iş bittikten sonra kazandığımız buğdayları, Bezginlerin bir traktör vardı genelde onunla Niksar'a getirirdik. Daha sonra bir diğer köye gider, bazen kışa kadar bu iş böyle devam eder giderdi. Hatta kışın bile istek üzerine köylere gittiğimiz olurdu.
Hamdi Kutan, babası ile birlikte köylere çok gittiğini anlatıyor; Bildiğim ilk dükkânımız Kale Lastik Fabrikasının karşısındaki aralıkta idi. Pala Mustafa (Taç) ile komşuyduk. Daha önceki dükkânımız Arasta köprüsünün altında, Çilingir Demirci Hüseyin Usta(Çıtak) ile berabermiş. Aynı zamanda seyyar olarak Niksar, Erbaa, Taşova köylerine de giderdik. Ben de aşağı yukarı 10-12 yaşlarımda babamın yanında körük çekmeye ve köylere gitmeye başladım.
Köylere gittiğimizde kimin çatısı altında körüğü kurarsak, onun kaplarını ücretsiz olarak kalaylardık. O da bizi himayesine alır, olası bir tehlikeye karşı korurdu. Köylüyü bize tanıtır, veresiye kalay yaptırmak isteyenlerin ödeyip ödemeyeceklerini söylerdi. İşler genellikle veresiye olur, harman zamanı, pancar zamanı, tütün zamanı diye ödeme zamanı belirlenirdi. Köylere gidildiğinde o köyün kalay işi bitinceye kadar köyde kalınır, sadece hafta günleri Niksar'a gelinir, tükenen veya azalan malzemeler alınırdı. Kendi evimizin ihtiyaçları da görülür ve tekrar köye dönülürdü.
Köyün büyüklüğüne göre kalma zamanı değişir, küçük köylerde yaklaşık bir hafta kalınırdı. Ama büyük köylerde, mesela Eskidir, Lâdik, Buzköy'ünde bir-bir buçuk aydan önce işler bitmezdi.
Köyde kimin kapları kalaylanıyorsa yemekleri o üstlenirdi. Yemeğin yanında börek gelirse, böreğin tepsisi ücretsiz kalaylanırdı. O böreklerin tadı hala damağımda. Bol tereyağlı, mis gibi böreklerdi.