Niksar'da Kalaycıların Günlük Hayatları Yayla Dönemi ve Köylere Gitme
Şakir Binali Arslan, askerden geldikten sonra köylerde çok çalıştığını anlatıyor. İşe başladık, bir arkadaşımla çalışmaya başladık. Ali dedim, böyle 2 kuruşu bir araya getiremeyiz. Taşova köylerine gidelim dedim. Tamam dedi. Aldık malzemelerimizi atladık arabaya Taşova'ya geçtik. Yüksek köyler var Amasya ile Taşova arasında. Çıktık o köye yayla zamanı sevindiler. Şurayı temizleyin körüğü oraya kurun dediler. Burada iş çok dedim arkadaşa, yayla zamanı. Öyle şimdi ki gibi değil hep bakır kullanılıyor. Neyse orayı temizledim körüğü kurdum. Millet hücum etti, evvela benim ki kalaylansın diye. Başladık kaplara hücum ettik. 20 günden fazla çalıştık o zaman ki parayla 1000 lira civarı büyük para 1000 ila 1100 arası para kazanmışız. Parayı peşin alamıyorsun zaten parayı üzüm satışında alıyorsun. Oradan geri döndük biz Niksar'a dükkana çalışmaya. Vakit geldi paraları toplamaya gidiceğiz. Gittik kuruşuna varana kadar topladık paramızı. Yani şöyle diyeyim, bakırın kilosu 3 lira. Ortağa dedim ki senle gidelim Samsun'a, bakır alalım. Aşağı yukarı oradan 1 tona yakın bakır aldık ama Niksar'a gelince arkadaşı korkutmuşlar, elimizdeki malı vermek zorunda kaldık büyük bakırcılara.
Yine bir gün hayvanı yükledim affedersiniz, bakır satmaya gittim karşı tarafa, Çay köyü tarafına. Bir yağmur tuttu pat diye, felaket. Niksar'a ineceğim sis çöktü. Neyse gittim bir kapı çaldım. Hayvandaki yüklerde ıslandı bende ıslandım iyice. Kapıyı çaldım yaşlı bir adam çıktı, benim yerim yok yatmaya dedi. Öyle bir yağmur yağıyor ki gitmeme imkan yok. O arada adamın hanımıymış oğlum dedi ne oldun öyle kadın Kuyucaklıymış, sonradan almış. O kadın geldi hayvanı çözdü yükleri indirdi hayvanı da kapalı bir yere götürdü. Ateşi yaktı beni adam akıllı kuruttu. O kadının iyiliğini hiç unutmuyorum. Allah mekânını cennet etsin. Yine köyde çalışıyorum, aylardan Ramazan. Rahmetli dayım da var, köy büyük çalışıyoruz. Gece yemek gelmedi, günlerde uzun. Adam sabah bağırarak geldi, yahu usta kusura bakmayın uyuya kalmışız. Güler misin, ağlar mısın?
İbrahim Ön, ben yetişemedim, beraber gitmedim ama babamlar köylere kalay yapmak için çok gitmişler diyor. Babam, Demirci Hasan Özübek'in dükkanında Mustafa Elmalı ile ortak çalışıyormuş. Babamlar yaz ve güz ayları geldiği zaman köylere giderlermiş. Tabii o zaman şimdiki kadar araç yok. Bazen merkeple bazen de yaya olarak yollara düşerlermiş. En çok gittikleri köyler Şahinli, Geyran, Kuyucak, Erikbelen ve o civardaki köylermiş.
Ahmet Özdursun, O zaman devlet tarafından kalayları tevzi üzerine her kalaycıya 1 kilo 2 kilo kalay verirlerdi. 158 kalaycı yazılıydı Niksar içerisinde. Evet, Trabzon, Maçka, Rize, Hopa, efendim Giresun, o taraflardan sırtlarında takımlarıyla beraber gelip, dağlarda ova eteklerinde çalışırlardı. Bize bile fırsat vermezlerdi. Evet ama yine de onlar bir iş buluyorsa biz beş iş buluyorduk. Çünkü eğer yaptığımız işlerde bir noksanlık olursa gelip bizi buluyorlardı, ama onları bulamıyorlardı. Sonra biz veresiye iş yapardık. Harman zamanı, buğday zamanı gider, o köyden alacağımızı alırdık. Bir de Çingeneler yapardı, şimdi gene yapıyorlar. Doğru düzgün kap kalaylamazlar onlar, kurşunla kalaylarlar. Kalay yerine kurşun kullanıyorlar. Kalay yerine kurşun kullananlar orada bir gün kalırlar ikinci gün kalmazlar. Ertesi gün giderler. Çünkü 24 saat içerisinde o kalaylara suyu koyduğun zaman simsiyah olur.
Hamdi Kutan, köylere sadece biz Niksarlı ustalar değil, Göçebe(Çingene) kalaycı ustaları da gelirdi diyor ve anlatıyor; Ama onların çoğunun ustalığı o kadar iyi değildi. Biraz kaptı kaçtı iş yapıyorlardı. O ustalardan biriyle ilgili bir anıyı babamdan dinlemiştim. “Bu ustalığı zayıf göçebe kalaycılardan bir İpsimara Köyü'ne gelir. Tabanı kırık, çatlak olan bir su sitilini tamir edip kalaylar. Ancak çatlağı tam kapatamadığının farkına varmaz. Köylü kalaylanan sitilini alır, çeşmeden su doldurup evine yollanır. Ama o da ne. Eve varmadan sitildeki su çatlaktan sızarak boşalır. Köylü hırsla sitili kaptığı gibi kalaycının yanına gelir. Bu sitil su akıtıyor, nasıl yaptın diye bağırmaya başlar. Kalaycı köylünün hırslı olduğunu görünce: 'Bu sitile su değil de ceviz koysaydın akmazdı' der ve aradan sıyrılmaya çalışır.
Hasan Ön, 1965-66 yıllarında geçen bir komik olayı babamdan dinledim diyor ve anlatıyor; Orak zamanı eski demirciler orak satmaya, kalaycılar kap kalaylamaya köylere giderler ve günlerce köy köy dolaşırlar. Kalaycı H. Ali (Ön) Usta ile arkadaşı demirci Sabri (Özyurt) Usta Niksar'dan yaya olarak lazım olacak gerekli takım taklavatı heybeye doldurmuşlar, sıcak bir Ağustos günü Fatlı köyü istikametine doğru yollanmışlar. O sıcakta bir süre gittikten sonra aynı istikamete giden bir köylü vatandaşta eşeğinin üstüne binmiş vaziyette yanlarına gelmiş. Sırtlarındaki heybelerle çok terleyip bunaldıkları için eşeğin üzerinde yanlarında giden köylü vatandaşa; Aynı yere gidiyoruz, şu bizim yükleri de eşeğe atalım, sen de eşekten in, yürüyerek konuşa konuşa gidelim demişler. Köylü kabul etmemiş ama yanlarında giderek sohbet etmeye de devam etmiş. Bizimkiler birkaç kere bu ricayı tekrarlamışlar ama nafile, adam kabul etmemiş. Sen misin kabul etmeyen, biz de sana bir oyun oynayalım da gör demişler. Tabii adamın bundan haberi yok, iki usta birbirleriyle kaş göz işaretleriyle anlaşıyorlar.
Adama belli etmeden H. Ali Usta heybeden bir parça nişadır almış, Sabri Usta'da eşeğin kuyruğunu kaldırmış, adam görmeden nişadırı yerleştirmişler. O sıcakta nişadır yavaş yavaş erimeye ve eşeğin kıçını yakmaya başlamış. Eşek önce hızlanmış sonra da parlayıp gözden kaybolmuş. Tabii ileride adamı da üstünden atmış. Ustalar adamın yanına geldiklerinde adamın hırsından sinirinden kaybolan eşeğine küfür edip bağırıp çağırdığını gördüklerinde bıyık altından gülmeye başlamışlar.
Şakir Binali Arslan, eski esnaflar helali haramı bilirdi diyor, o zamanki esnaflarla şimdikileri karşılaştırırken. Öyle esnaf biraz zor, nasıl kandırayım nasıl çarpıyım düşüncesi var şimdi. Eski esnaflar müşterisini evine götürür misafir eder. Adam salı günü geliyor veya çarşamba bir gece yatıyor ertesi gün gidiyor. Esnaflar onları misafir ederdi. Niksar'ın zenginlerinin evleri büyüktü, özel odaları vardı köylüleri misafir etmek için. Otelde çok yoktu şimdiki gibi, hana gideceksin orada sağlıklı değil. O zaman ki esnaflık başkaydı. Kazandığı parada bereketli olurdu, hizmetin geçiyor helalleşiyordun. Orta kesim orta direk -rahmetli Özal öyle derdi- kalmadı artık o durum. Ya çok zengin ya çok fakir. Türkiye'yi ayakta tutan orta direkti o bitti artık. O zaman semerci, kalaycı, bakırcı vardı, şimdi her şey hazır satılıyor. O zaman at eşek vardı şimdi herkesin arabası var. O zamanlar insanlar birbirlerini seviyordu o sevgi yok şimdi kimse kimseye yardım etmede yok o da kalmadı. Fakir zengin orta kesim kalmadı.