Ahmet Özdursun 1940'lı yılların meşhur ustaları Çitoğgillerdi diyor. Çıtaklardan Hüseyin usta vardı. Kalaycı olarak İsmet'in babası, Mikdat Usta vardı. Yani eski ustalardan birkaç taneydi. Hüseyin Çıtak'ın oğulları Yunis Çıtak ve Hilmi Çıtak vardı. Öbür çocukları Hikmet, İsmet, İzzet ufaktı, hemen hemen bizim emsaldi. Efendime söyleyeyim Mihdat Tunca, Mehmet Umman, Duran Batı bunlardı yani bunlarda çıraklar yetiştirdi. Mehmet Umman'ın çırağı Hatipoğlu Mehmet. Efendime şöyleyim Duran'ın çırağı İbrahim Kaşut, Mihdat ustanın yetiştirdiği çıraklarda yeğenleri sobacı Seyfettin ile Emin Şahin'dir.
Asıl usta Hüseyin ustadır. Ağabeyim falanda hep Hüseyin ustadan öğrenme. Onun çırağıydı onların dükkânlarında 45 tane çırak vardı. Bizde kardeşimizden öğrendik, öylemesine geldik. Maduru'dan işte şey var İbrahim Kaşut, Ali Selvioğlu, Tepe mahallesinde Duran Batu var daha aşağılardan yoktu zaten. Dereçay' dan Udcu Zehni(Yıldız), Dış mahallelerden yine Salih (Köksalan) vardı. Aşağıdan Bengilerden Mehmet Umman, Mustafa Elmalı vardı. Abanın Mehmet vardı hastane yanında. Ama bunlar hep kalaycıydı diyor Ahmet Özdursun.
Bakırcılığa nasıl başladığını anlatıyor İsmet Çıtak; 1932 de Karşıbağ'da Hüsam mahallesinde doğmuşum, Bakırcı Hüseyin ustanın oğluyum. İlkokula 1939'da gittim. İlkokulu bitirdim, ortaokula gittim. Ortaokul'da ne yazık ki arka kapıdan çıktık. Bitiremedik yani, efendim babamızın mesleği olan bakırcılık ve kalaycılıkla uğraştık. İlk ustam babamdı. 12-13 yaşlarında ortaokulu bırakınca işte dükkâna geldik. Mesleğe başladık. Bakırcılıkla uğraştık. Senelerce her çeşit bakırı imal ettim. Mutfak eşyaları, tenceredir, tavadır, kazan çeşitleridir ne bileyim ibriktir yani bakırdan olan her şeyi imal ettik.
Bir zaman bunlarla iştigal ettik, 1958 de sıvama tezgâhı kurdum. Evet, bir zaman da onunla iştigal ettik. İşte sıvama bakır yapıyorduk. Hani makine bakırı derler ya, çekiçsiz. Hani elle öyle çekiçleyerek değil de makineyle yapıyorduk. Bir zamanda onunla uğraştık. Hayatım bu. Evlendik, çola çocuğa karıştık derken bu günlere geldik Allaha şükür.
Salih Çıtak, amcası Hüseyin Usta'nın bakırcılığa nasıl başladığını ve yaptıkları işleri anlatıyor; 1940'lerde Niksar'ın hafta pazarına Tokat'tan gelen ve bakır işi yapan Ergençler (Daha sonra Tokat Bakır Fabrikası'nı kuruyorlar) Hüseyin amcamın yanında sergilerini açıyorlar. Onlarda eski bakırları alıyor, düzeltiyor, işliyor ve satıyorlarmış. Amcamın yardımları karşısında ellerinde kalan bakırları amcama bırakıyorlar ve Hüseyin amcam da böylece bakır işine başlıyor. Daha sonra Ergençlerden alış veriş yaparak bakır işini ilerletiyorlar. Tabii bu al sat işi. Ergençler bakır işlemeye, üretmeye başlıyorlar. Tabii bu arada amcamlarda Ergençlerde üretilen bakırı alıp satıyorlar. Zaman geçtikçe bakırcılık yayılıyor. Ben askerden geldikten sonra Hüseyin amcamların yanında, Hüseyin amcamın beş oğlu; Yunis, Hilmi, Hikmet, İsmet ve İzzet Çıtak, ben ve çıraklarla beraber bakır imaline başladık.
Çekiçle döverek yaptığımız dönemde ağırlıklı olarak; Haranı kazanı(Bulgur kazanı), Leğen(Salça ve pekmez leğeni), Aşurma(Üstten kulplu çorba kazanları), Su ve çorba sitilleri, Küçük çorba kazanları ve ibrikler imal ettik. Bu arada Tokatlı Ergençlerin fabrikalarındaki silindir, pres, döküm makinelerinde rulo halinde gelip işlenen bakırları presten çıkmış halde alır(Fötr şapka şeklinde), onu çekiçleyerek işler, istediğimiz şekli verir ve değişik kaplar üretirdik. Ve daha sonra biz bu işi toptan yapmaya başladık ve Niksar'daki diğer bakırcılara da biz mal vermeye başladık.
Bakır işinin en önemli özelliği, bakırı ne kadar kalın olur ve çekiçlenip dövülürse kalayı o kadar iyi alır ve sonuçta yemeği de çok güzel ve lezzetli olur.
Ahmet Özdursun, bakırcılık çok zor bir meslektir diyor. Şimdi bakırı döversin, şimdi bakır demek zehir demektir. O ağuyu, bakırın tozunu yuttuğunda, terleyince şu gömleğinin yakaları bile yemyeşil olur. O bakırı döverken kırıştırırsan yani çekici vurduğun zaman kırıştırırsan olmaz, kırıştırmayacaksın. Ona hassa hassa vuracan, çok düzgün vuracaksın. Kırışmadan vurursan o düz bildiğin sac, beş altı tavda artık şeklini almaya başlar. Yani beş altı tav dediğim, bir sefer döversin onu tavlarsın. Suya basarsın, kurutursun, tekrar bir daha döversin. Efendim yine tavlarsın, yine suya basarsın, kurutursun, bir daha döversin. Yedi sekiz tav, on tav, on iki tav. Düz bir levhayı döve döve meydana getirirsin, bir şekle getirirsin. Çok ustalık ister, çok ince iştir.
Bakırcılıktaki alet ve edevat demircilikteki gibidir. Başta ocak, körük, kısaç efendime söyleyeyim örs ve çekiçtir. Çekiçler çeşitlidir; Narin çekiç vardır, düz çekiç vardır, parlak çekiç vardır, yani bakırı dövdükten sonra perdah vurmaya, perdah çekmeye yarar. Ağaç tokmak, makas, pergel, zımbalar, ecene yani keski ne bileyim bunlar işte.