“Niksar’da Kalaycılık”
Ahmet Özdursun, çıraklığını ve kalaycılığın özelliklerini anlatıyor; Ben ilk önce ağabeyimin, Sabri Özdursun'un yanında çırak olarak başladım. Getir götür ve temizlik işleri yapardık. Tarlaya git, tapana git, kap yıkamaya git abimin yanına. Kap kalaylamayı bilmiyordum. Biz temizleyip yıkıyorduk, abim kalaylıyordu. Ben askere gidene kadar kalay yapmayı bilmiyordum. Askere gittik geldik, efendime söyleyim artık ağabeyimden ayrılmaya mecbur kaldık. Yani bu mesleği doğru dürüst öğrenemeden abimden ayrıldım. İşte o zaman kalaycı Araboğlu Mehmet Umman; Gel Ahmet, birlikte çalışalım dedi. Benim esas ustam odur, ben ondan öğrendim. Bakır yapmayı da ondan öğrendim, kap kalaylamayı da ondan öğrendim. Neyse, benim elim işe alışıp da usta olunca, ağabeyim beni tekrar geri çağırdı. O zaman bakır yapmaya başladım. Hiç durmazdım, gece gündüz çalışırdım. Mehmet Usta'nın yanında öğrendim, daha sonra abimle çalışarak tamamen bitirdim. Ondan sonra arada başka bir şeyler oldu, birbirimizle nizalaştık ve ayrıldık. İki dükkanımız vardı, ben eski dükkanı aldım, hem bakırcılık hem de kalaycılığa devam ettim
Tabii ben işten başımı alamadım. Neyse nasip böyleymiş öyle oldu. O eski dükkânlar da yıkılıp öbür tarafa geçince çok çalıştım, çok. Nasip böyleymiş işte. Şimdi emekli olduk çok şükür. Yalnız çocukları okuttum. Okuyanı okuttum, okumayana sanatını öğrettik.
Şimdi gelelim kalaycılığa diyor Ahmet usta ve kalaycılıkta kullanılan alet edevatı saymaya başlıyor. İlk önce körükten başlıyoruz. Tabii ocağı unutmamak lazım. Ocakta işleyeceğimiz malzemeyi tutabilmek için kısaç lazım. Ondan sonra örsler lazım. Keh örsü, yan örs, uzun örs. Çekiç lazım. Pamuk lazım, nişadır lazım. Efendime söylüyeyim ana maddemiz kalay lazım. Temizlik sırasında kullanmak üzere o cürüflerden dövdüğümüz kum lazım. O dişli kum olmazsa, o bakırı o dişli kumla yıkayamazsan iyi temizlenmez ve kalay aldıramazsın. Kalaycılıkta bunlar lazım.
Ahmet Usta, müşterinin getirdiği kapları kalaylamaya başlamadan önce pazarlığın bitmesi gerektiğini söylüyor ve pazarlığı anlatıyor; Gelen kapları sayarız şöyle sırasının üstüne dizeriz. Bunun içinde tavası vardır, kazanı vardır, tenceresi vardır, terpoşlusu vardır, bakracı vardır, çorba leğençesi vardır, sahanı vardır, tepsisi vardır… Bunları hep hesaplarız. Şöylecene tahmin ederiz, zaten hep tahminledir. Buna ne kadar masraf olur. Farzımahal 50 lira masrafı var. Elli liraya karşı biz de 100 lira kendi el emeğimizi koruz. Ne yaptı 150 lira. 150 lira borcun var bu kapları kalaylamak için. O da çok der bilmem ne der. Efendime söyleyim. Pazarlık yapılır 125'e anlaşılır. Kapları alırsın, temizlersin, kabını kalaylarsın teslim edersin. Paracuğazını verirse verir, vermezse veresiye olur.
Kalaylama aşamasında gelen malzemeyi önce evvela ocakta ısıtırsın. Bu ısıtma yağlarını ve pisliklerini tamamen yakıyor. Isıttıktan sonra hafif bir doğrultursun. Doğrultmazsan zaten o çakıl çukul olan yerler yıkanmaz, yıkanmayan yerde kalay almaz. Daha sonra yıkarsın, kurutursun. Bu yıkama işini bizim cürüf dediğimiz, toprağın erimesiyle meydana gelen, eskiden kiremit ocaklarında olurdu, sonra demircilerin körüğünün altından çıkar, buralardan çıkanı döveriz. O da dişli bir kum olur. O kumla yıkarız. Yani o kabın üzerindeki bütün pislikler temizlenir, leke kalmaz, sade bakır ortaya çıkar. Eskiden öyleydi. Şimdi ise zaten kostik var, asit var, böyle kimyasallarla yıkanıyor, temizleniyor. Böylece yıkama işi bittikten sonra bakırı bu sefer tamamen iyice doğrultursun. Kabını kalaylarsın gönderirsin. Ama o kömür tozu yok mu? Kömür tozu hep akciğerlerimizi yaraladı. Akciğerlerimiz hep sakat oldu.
Kabı nasıl kalaylıyoruz, şimdi de onu anlatalım. Kabını kalaylarken yine önce ocağa ateşe ters kaparız, tavlarız kabımızı. Kabın tava gelip gelmediğini anlamak için üzerine bir tutam nişadır atarız. Nişadır yanıp tütmeye başladığında kabımız tava gelmiş demektir. Ondan sonra çevirirsin, etrafını güzelce nişadırlarsın. Yani o nişadırı attıkça nişadır orada yanar ve aynı zamanda da orayı iyice temizler. Kalayın erime tavına gelince kalayını sürersin, eritirsin, kabımızda kalan o boşluklarda kalayını alır. Pamukla artık sıvatlamaya başlarsın. Kısım kısım güzelce her tarafına dolandırmaya başlarsın. İlk sefer dolandırdıktan sonra ki buna alıştırma derler, kalayı alıştırma derler. Ondan sonra tekrar ısıtıp ısıtıp sıyırırsın. Bu sıyırtma düzeltme demek. Yani çakıl çukul kalmaz, pislik kalmaz, hepsini atarız. Ondan sonra işte tavını alırsın, tavını alırsın dediğimde şu; o kap soğuduktan sonra bildiğin pamukla etrafının güzelce dolaştırırsın. Böylece işlem tamamlanmış olur.
Nişadırın üç amacı vardır. Kabın tava geldiğini bildirir bir, içindeki pisliği öldürür iki, kalayı bakıra yapıştırır üç. Üç tane görevi var. Yani nişadırsız bu işler olmaz, katiyetle nişadır olmadan bu işler olmaz.
Kalaycılığın püf noktası, nişadırın elindedir, temizliktir. Kalaycılığın püf noktası temizliktir, temizliktir, temizliktir. Temizlik olmazsa kalaycılık yapamazsın. Ne kadar iyi temizlersen o kadar iyi kalay olur. Püf noktası bu, başka bir şey yok.