Bu araştırma yazımızda kaybolmaya yüz tutan mesleklerden kalaycılık ve bakırcılığın Niksar'daki geçmişini incelemeye çalıştık. Bakırcılık ve kalaycılık birbirleri ile içli dışlı olan iki meslektir.
TDK Güncel Türkçe Sözlük'te bakırcı, bakır işleyen veya bakır kap kacak satan kimse; kalaycı ise kap kalaylayan kimse, mecazi olarak da üstünkörü iş yapan, sahtekâr olarak açıklanmaktadır.
Bakırın bulunması tarih öncesine uzanıyor ve alet, silah yapımında kullanılan ilk maden olduğu da biliniyor. Son yıllarda arkeolojik kazılarda elde edilen somut veriler, dünyada ilk kez madenciliğin günümüzden yaklaşık olarak 10 bin yıl önce Anadolu'da Çayönü'nde başladığını kanıtlıyor. Yapılan kazıların sonuçlarına göre, madencilikte ilk adım olan "tavlama" işleminin, yani madeni ısıtarak yumuşatıp işlenir hale getirme usulünün ilk kez Anadolu insanı tarafından gerçekleştirildiğini yazıyor kaynaklar. Arıtma ve tavlama işlemlerinin bulunuşunu, yaklaşık M.Ö.5. binyılında maden sanatının ana yapım tekniklerinden ikincisi olan ”döküm”ün bulunuşu izler. M.Ö.4. binyılın sonlarında ise, bakıra kalay cevheri kasiterit karıştırılarak ”tunç” alaşımı elde edilir. Roma ve Bizans döneminde Anadolu'da çeşitli teknikler üzerinde çalışan gelişmiş maden sanatı atölyelerinin bulunduğunu, günümüze kadar varlığını sürdüren çok sayıdaki eserden anlıyoruz. Büyük Selçuklu devriyle birlikte, İslam maden sanatında çok büyük bir gelişmenin başladığına tanık oluyoruz. Selçuklu sanatının hemen her dalında olduğu gibi, maden sanatında da çok gelişmiş kap yapım ve işleme teknikleri başarılı bir şekilde uygulanmıştır bu dönemde. Pirinç alaşımının Selçuklu devrinde geniş ölçüde kullanılması, Selçukluların İslam maden sanatına getirdiği en önemli yenilik olarak kabul edilir.
Bakır kap yapım teknikleri, "dövme", "dökme", "sıvama”, “tornada çekme" ve "preste basma" olmak
üzere dört ana bölüme ayrılıyor. Binlerce yıldan beri uygulanan dövme tekniği, bakır külçeyi çekiçlemek suretiyle şekillendirilen bilinen en eski teknik olarak çıkıyor karşımıza. Daha sonra döküm, tornada çekme, preste basma gibi teknikler gelişir ve yakın dönemlere kadar bakır eşya mutfaklardaki yerini korur. Ancak, 1950′li yıllardan sonra sosyoekonomik yapı hayat tarzını hızla değiştirdiğinden dolayı alüminyum, çelik alternatif malzemeler ortaya çıkar. Bu durum da bakırcılığın ve kalaycılığın gerilemesine neden olur. Geleneksel kültürün sürekliliği bu zanaatların tamamen yok olmasını önler.
Günümüzde Niksar'da bakır eşyaların yapılmamasına karşın kalaycılık az da olsa varlığını korumaktadır. Çalışan kalaycılar genellikle kırsal kesimler için kalay yapmaktadır. İlçe merkezinde oturanlara baktığımızda az da olsa yemek pişirme kaplarını, yine kuşburnu, salça leğenlerini kullananları ve bunları kalaylattıranları görüyoruz. Bir kısmı ise bakır eşyalarını antika olarak evlerinin bir köşesine koymak amacıyla kalay yaptırmaktadırlar.
NİKSAR'DAKİ BAKIRCI VE KALAYCILAR
1840 yılına ait Temettüat Tahrirleri incelendiğinde Niksar'da dört kalaycının varlığını öğreniyoruz. Bunlar; Taşoluk mahallesi'nden Girancıoğlu Süleyman (Ödediği yıllık vergi: 120 Kuruş, Toplam serveti: 2840 Kuruş), Taşoluk mahallesi'nden Kabakhaliloğlu Osman (Ödediği yıllık vergi: 170 Kuruş, Toplam serveti: 2250 Kuruş), Bennak mahallesi'nden Şahinoğlu Mustafa (Ödediği yıllık vergi: 85 Kuruş, Toplam serveti: 3690 Kuruş) ve Hazarlar mahallesi'nden Mahmutoğlu Ahmet (Ödediği yıllık vergi: 80 Kuruş, Toplam serveti: 1550 Kuruş)'tur.