Selimbeyoğlu'nun başarılı bir ziraatçılığın yanında kültür ve sanatla da iç içe olduğunu görüyoruz. Önceliği edebiyattır. Şiir, roman, hikâye çalışmaları vardır hayatında. Ayrıca el sanatlarına büyük bir ilgi duymuş değişik tarım aletlerinin birer örneğini maket çalışması yaparak zengin bir koleksiyon oluşturmuştur.
Bazı konularda eşi Kamuran Selimbeyoğlu'nun sorularını şöyle cevaplandırmıştı:
“Kendisine işsizlikle ilgili soru sorduğumda: Kamuran bu ülkenin tarımını sanayi ile paralel götürmezsek işsizlik artar, derdi.
Beldelerde öğretmenlerle din görevlileri yan yana omuz omuza verirlerse bu ülke daha iyi olur.
Hastasın, fazla hareketli olma dediğimde: Arızalı sağlam yaşamaya devam diyerek espri yapar ve dik durmayı yeğlerdi. O hastayım demeden güçlü yaşamayı sürdürmeyi bildi.” şeklinde onunla ilgili bazı duygularını aktardı bize.
Kızı Burcu Uçak Selimbeyoğlu'nun babası ile ilgili bir hatırası:
“Niksar Belediyesi'nin düzenlediği bir etkinlikte eski Anayasa Mahkemesi Başkanlarından Yekta Güngör Özden de davetlidir. Babam, babaannem ve annem Tokat Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinin bulunduğu masada oturmaktadırlar. Babam arkadaşı Prof. Dr. Ahmet Çıtır'a Yekta Beyi ziyaret edeceğini söyler ve masadan ayrılır. Yekta Beyin yanına gider ve bir müddet konuşurlar. Yekta Bey:
-Cemalettin annen nasıl? Deyince:
-Annem de burada. Der.
-Ben birazdan gelip Rabia Teyze'yi ziyaret edeceğim. Der, babam da masasına geri döner.
Ahmet Çıtır:
-Ne yaptın Cemalettin, konuşabildin mi? Deyince:
-Evet, birazdan da gelip annemin elini öpecek. Der.
Bir müddet sonra Yekta Bey korumaları ile birlikte gelip babaannemin elini öper ve sohbet ederler. Biz senin çorbalarını içerek büyüdük der. Meğer Yekta Bey ve kardeşi, babam ve Sabahattin Amcamla birlikte ders çalışır sonra oynarlarmış.
Bu güzel insanın eşi Kamuran Selimbeyoğlu'nun kısa hayat hikâyesi:
1947 yılında Niksar'da doğdu. Eşraftan Niksar Ortaokulu'nda Kâtiplik ve pansiyonculuk yapan Osman Bey'in ilk çocuğudur. İlkokulu Gazi Ahmet İlkokulunda, ortaokulu Niksar Ortaokulu'nda tamamladı. Amasya Öğretmen Okulunu bitirdikten sonra 1966 yılında Samsun Eğitim Enstitüsü FKB'den (Fizik, Kimya, Biyoloji)mezun oldu. İlk görev yeri Niksar Ortaokulu Fen Bilgisi Öğretmenliği olan Selimbeyoğlu 1968 yılında Cemalettin Bey ile evlendi.1973 yılında İstanbul'da katıldığı Hizmet içi Seminer sonrası branşı Matematik olarak yeniden düzenlendi.
Niksar'a 1969 yılında lise açılınca Fizik, Kimya, Matematik derslerine girdi. Zamanın müdür yardımcılarından Fransızca Öğretmeni Rıfat Caymaz kararnamesinde yazılı yan dersler gereği çok çeşitli derslere girmesinden dolayı lakabını “Optalidon“ koydu. Lise, Kız Meslek Lisesi ve Niksar Ortaokulu'nda görev yaptı ve 1997 yılında emekli oldu. Niksar'da mütevazı bir hayat sürdürüyor.
Kamuran Selimbeyoğlu'nun Ailesindeki Sarıkamış Şehitleri ile ilgili dinledikleri:
Niksar'ın Erikçayırı Köyü'nden Hamza Sırtıkara, Mustafa Sırtıkara, bacıları Hatice Sırtıkara'nın eşi Modikli'den Hamit Ergüden, Hatice Sırtıkara anneannem iki kız çocuğu ile şehit eşi olarak kalmış. En küçük çocuğu 2 yaşında imiş. Çok yiğit güçlü bir kadın zamanın hayvancılıkla geçinen halkı en görkemli ailelerinde yetiştiği için iyi ata binen, koyun sağan, koyun yüzen bir Türk kadını.
Hem kardeşlerini hem de eşini şehit veren bu güçlü kadın 1975 yılında öldü. 100 yaşında idi. Gücünden ve aklından hiçbir şey kaybetmeden anılarını dile getirdi, türküler söyleyerek yaşadı.
Soyadı kanunu çıkınca koyunlarının sırtına kara boya sürdükleri için Sırtıkara soyadını almışlardır. Sarıkamış şehidi Hamit Ergüden de koyunculukla geçinen Niksar'ın Yataklar Mevkiinden köklü ailelerden Ergüden soyadını almışlar.
Benim, anneannemin ağzından duyduğum; zamanın yöresel türkülerinde geçen Baydarlı Tokat'ın Reşadiye ilçesine yakın Başçiftlik (Büyük köy, yurt) beldesinde oturan fedakâr Türk kadını Hacıhan Kaya'dan bizzat oraya öküz arabası ile erzak götürdüğünü zamanın yeni gelini olduğunu ve ayağına yün sarıp soğukla, karla nasıl mücadele ettiğini anlattı. Babam Yemen Şehidi torunu annem Sarıkamış şehidi torunudur.
Cemalettin Selimbeyoğlu'nun Hatıra Defterinde Vasiyet Özelliğindeki Bir Şiiri:
KİTABE-İ SENGİ MEZAR
“Sene 1941 imiş
Doğdum ışığı gördüm
Kâh ağladım kâh güldüm
Zor da olsa büyüdüm.
Çok çalıştım didindim
Dünya malı edindim
Hep aradım soruldum
Çalışmaktan yoruldum
Koştum hep güzele insana
Bakmadım sağa sola
Karanlık çöktü yola
Burada verdim mola.”
Ankara Kara Harp Okulu'ndan Bir Mektup Hatırası:
“Yıl 1963 20-21 Mayıs olayları sonucu Kara Harp Okulu öğrencileri tutukluyuz. Okul adeta hapishane oldu. Akşam koğuşlarımıza gidiyor gündüz dershanede akşam ediyoruz.
Bir gün bölük kıdemlisi 29.kısımda mektup dağıttı. 4529 Cemalettin Selimbeyoğlu sen de bölük komutanının yanına gideceksin, dedi.
Kalkıp, Bölük Komutanı Top. Yüzbaşı Mustafa Sılar Sancar'ın yanına gittim:
-Beni emretmişsiniz komutanım, dedim.
-İznin olursa şu mektuptan bir kopya alacağım, diye bana seslendi. Baktım önünde bir mektup duruyor. Her satırın altı kırmızı kalemle çizilmiş. Heyecanla:
-Tabi komutanım, dedim. Kopyayı almış benden izin istiyor.
Mektup Dedem Mustafa Selimbeyoğlu'ndan gelmiş:
“Merkezi Hükümetteki darbe hükümet teşebbüsünü haber aldım. Senin bunda bikes ve bi-günah olduğundan eminim.
Zaten memleketine hadim milletine sadık olduğundan zerrece şüphem yoktur.
Bundan böyle derslerine dikkat, amirlerine itaat, arkadaşlarınla hüsn-ü imtizaç et. Allah'a emanet ol sevgili oğlum.
İMZA
Deden Mustafa Selimbeyoğlu
Büyüklerinden Dinlediği Seferberlik Destanı Ve Bir Mani:
Annennemin kocası Sarıkamış'ta donarak şehit olan Hamit Ergüden'den iki kızı ile yeni gelin kalan Hatice Ergüden 'in seferberlik manisi
Hey cenderme cenderme
Ufacığı gönderme
Benim öküz pek zayıf
Baydallı'ya gönderme.
Baydallı'nın yolu yoh
Öküzlerin nalı yoh
Çok söyleme gaymaham
Gelinlerin yâri yok
93 Harbinde Süleyman Şentürk'ün ayrılık gecesi eşine söylediği Mani:
“Bahçelerde ayrık var
Kul başına buyruk var.
Gel sarılak gül yarim
Ayrılık var ölüm var.
Ferenge'den Buz Köyü'ne gelin gelen eşi Mahiye gelinin kucağında Şakir, peşinde yeni yürüyen Zülfikar adında iki oğlu vardır.
O da Süleyman Ağa'ya karşılıklı olarak şu maniyi söyler.
Bahçelerde elguvan
Dibine durdum divan
Kaytan bıyıklı yârim
Koynuna girdim uyan.
Erzurum'da harbe giden Süleyman Şentürk geri dönememiştir. Mahiye gelin iki oğlunu büyütmüş ocağı yeşertmiştir.