Üzerinde daha önce çalışarak 2013 Eylül ayında Niksar Danişmend Gazetesi'nde yayınladığımız “Niksar'da Medfun Şeyh Keşfi Osman Efendi ve Yaptırdığı Cami Üzerine Bazı Değerlendirmeler“ konulu makalemizde bahsi geçen, varlığına öncesinde vakıf olduğumuz Niksar Kalenderhâne Zaviyesi ve Mahallesi üzerinde durmamız gerektiğini düşündük. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde 315 Numaralı Defterin 507. sahife 9. sırasında kayıtlı bulunan 1103 Tarihli Şeyh Keşfi Osman Efendi Vakfiyesinde “….. şehir mahallerinde Kazancı Mahallesi'nde Kalenderhânesinde..” ifadeleri 17. yüzyılda da Niksar'da Kalenderhânenin hâlâ varlığını sürdürdüğünü göstermektedir.
Niksar'ın 1077 tarihinde Melik Ahmet Gümüştekin Gazi tarafından fethinden önce ve sonrasında yerli halkla kaynaşmak ve onlarla İslamiyet potasında buluşmak amacıyla bu bölgede kurulan çok sayıda zaviye ve tekkenin varlığını bilmekteyiz. Anadolu'nun diğer yaşayanlarının İslamiyet'e kolayca girmesinde tarikatların oldukça etkili olduğu ise tarihin ışığında hepimizin malûmudur.
Anadolu Selçukluları ve daha sonra Beylikler dönemi fikir hareketleri açısından Türk Tarihinde oldukça farklılık gösterir. Birbirinden küçük nüanslarla ayrılarak bazılarının günümüze de ulaştığı dini zümreler, yapılanmalar (tarikatlar, cemaatler) arasında Asya'dan başlayıp Anadolu'da şekillenen ve bütün dünyaya, yayılan Ahiler, Kalenderler (Cavlakiler), Yeseviler, Mevleviler, Bektaşiler, Haydariler, Şemsiler, Babailer, Evhadiler, Rufailer, Abdallar, Ekberiler, Kadiriler, Kübreviler vb. Bulunmaktadır. Bu dini zümreler o dönemlerde ve sonrasında sadece Anadolu insanını teşkilatlandırmada kalmayarak devlette kültürel ve siyasi kadrolaşma hareketinin de içinde olmuşlardır. Güçlü olma ve destek alma açısından her tarikat devlet yönetimi içinde belirli bir ağırlığının olmasına çalışmıştır. Günümüzde olduğu gibi bu grupların desteğini almak isteyen Selçuklu hükümdarları, beylikler ve Osmanlı padişahları ilk Osmanlı zaviyelerinin kurulmasında faaliyetlerini devam ettirmelerinde onlara önemli ölçüde destek vermişlerdir. Bu fetihlerin dışında özellikle 1071 Malazgirt Savaşından sonra Asya'dan Anadolu'nun içlerine yönelik başlayan derviş göçleri Moğolların 13. yüzyılın ilk çeyreğinde Asya'yı ve Anadolu'yu yakıp yıkarak istilası sırasında da devam etmiştir. Bu dervişler arasında çoğunluğu Kalenderiler ve ona bağlı olan Haydariyye Tarikatına mensup Haydariler oluşturmuştur. Moğol istilasından kaçarak gelen bu dervişlere Selçuklulardan başlamak üzere Osmanlı Hakanları da gerekli desteği vererek iyi ilişkiler kurmuşlardır. O dönemlerde Niksar'da kurulan bu zaviye ve tekkeler arasında; Danişmend Ahmet Gazi Zaviyesi, Sunguriye Zaviyesi, Dar'ül Hayr Zaviyesi, Hacı Bolat Zaviyesi, Kalenderhane Zaviyesi, Ahi Şahin Zaviyesi, Mevlevihane Zaviyesi, Nurettin Halife (Çilehane) Zaviyesi, Şeyh Yakup Zaviyesi, Sungur Kerimesi Fatma Hatun Zaviyesi, Ahi Pehlivan Zaviyesi, Çepni Bey Zaviyesi, Hankâh Zaviyesi, Hızır İlyas Zaviyesi bilinenlerdendir. Bunların yanında Niksar Yağıbasan Medresesi, Dar'ül Hayr Medresesi, Hacı Çıkrık Medresesi, Kazancı Medresesi, Hadim Ali Ağa Medresesi, Hatuniye Medresesi, Ahi Pehlivan Zaviyesi, Ahi Nahcivan Zaviyesi de bulunmaktadır. Sayı bakımından çokluğu dikkat çeken bu dini müesseseleri, medreseleri, mahalleleri Danişmendli Türk Devletine bir müddet başkentlik yapan Niksar için tabi karşılamak lazımdır.
1455 tarihli Tapu Tahrir Defterine göre Niksar'ın merkez nüfusu 2773 olup 17 Müslüman, 1 Rum, 1 Ermeni Mahallesinden oluşmaktadır. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyud-ı Kadime Arşivinde kayıtlı 10 Numaralı Deftere göre de şehirde 1574 yılında 2'si Gayr-i Müslim toplam 18 mahalle bulunmaktadır. 1840 tarihli Temettuat Defterinde ise 29 Mahalle, 855 hane kaydı bulunmaktadır. En fazla nüfus 64 hane ile Çilehane (Çilehane maa Koz), en az nüfus da 6 hane ile Derunkale Mahallesi'nde bulunmaktadır. Maturi hariç bütün mahalle adları Türkçe olup yaşayanlar Müslüman'dır. Koz ve Kazancı Mahallesinde az sayıda Gayr-ı Müslim bulunmaktadır. Merkez nüfus ise 4325'dir. Daha sonraki yıllarda da uzun bir süre varlığını sürdüren bu yapıları içinde barındıran mahalleler arasında; Melik Danişmend, Mübarekşah, Hatip, Hacı Seydi, Karşıbağ, Hanigâh, Bengiler, Kiremitli Mescit, Maturi, Dereçay, Taşoluk, Hasemoğlu (Hüsamettin), Cedid, Kalenderhane, Sırakoz (Sıragöz), Kazgancı, Sancaktar, Saraçbaşı, Çay, Hacı İbrahim, Derunkala, Taşra, Bennak, Arap, Aşağı Bağlar Sırakoz, Çifte Çeşme, Hüseyin, Çor, Taşmektep, Hankah, Yusufşah, Ayvazönü, Hamamcı, Kayapaşa, Hazarlar, Cami-i Kebir, Çilehane, Kopuzcu, Sinan Bey-i Süfla, Hacı Bayrakdar Mahallelerini sayabiliriz. Ancak bazılarının varlığından bugün bahsetmek mümkün değildir.
Biz yazımızın çıkış noktası olan Kalender kelimesi üzerinde duralım. Dünya ile alakasını kesen, Allah yolunda giden anlamında kullanılan bir tabirdir. Farsça olan bu kelimenin diğer bir anlamı da manevi hakikatlerden zevk duyan derviş, filozoftur.
Kalenderî, aruzun mef'ulü-mefailü, feulün kalıbıyla yazılan şiirlere verilen addır.
Kalenderhâne ise; fakir dervişlerin ya da şehre geçici olarak gelenlerin, yabancıların, seyyahların barınmaları için yapılan tekke ve zaviyeler hakkında kullanılan bir tanımdır. Pek çoğu Fatih Sultan Mehmet zamanında açılmıştır. Kalenderiyye; Nakşibendiyye sadâtından Seyyid Celal-i Buhârî'nin (1307-1383) tarikatına mensup olanlar hakkında kullanılır. Kalenderi Tarikatının kurucusu Cemalettin Savi'dir. O, 13. yüzyılın başlarında Şam'da bir müddet yaşayıp Şeyh Osman-ı Rumi'nin zaviyesinde kaldıktan sonra Celâl-î Dergezînî ile tanışmış onun etkisiyle dünyadan el etek çekerek mezarlıkta yatıp kalkmıştır. Dimyat'ta 1232-33'de vefat etmiştir. Kalenderi dervişleri dünya değerlerine itibar etmeyen, içinde yaşadıkları toplumun inanç ve bazı geleneklerinin dışında kılık kıyafet ve yaşama şekilleriyle günlük hayatlarını sürdüren sufilerdir. Kalenderilere Cevlakıyye adı da verilmiştir.