NİKSAR’IN ÇALIKUŞLARI EFSANE ÖĞRETMENLERİMİZ
MİNE- BAHATTİN SELİMBEYOĞLU (II)
Hasan Akar-M. Necati Güneş
“Gurbette geçen günler bitmeyen bir sancıdır
Hasretlik can evinde dünyalar yabancıdır
Uzun yıllar ardından gidince memlekete
Sanki çıkmışa döndüm yeniden bir gurbete.”
Ali Ziver Demirel
Mine Selimbeyoğlu İlk Görev Yeri Anıları
Yazıcık Köyü İlkokulu
Tokat Öğretmen Okulu’ndan 1965-1966 öğretim yılında mezun olunca ilk görev yerim Niksar Yazıcık (Geyran) köyü oldu. O yıllarda kış mevsiminin çok sert geçtiğini, bir metreyi aşan karları
hatırlıyorum. Haydar isimli bir şoför vardı. Arabası/jeepi askeri bir arabadan bozma. Oldukça tecrübeli biriydi. Karları yara yara ilerlerdi. O günün şartlarında yollar oldukça yetersiz bu yüzden olacak Kuyucak köyünde mola verirdi. 1966 yılında çok yoğun kar yağdı ve Niksar’la olan yol bağlantımız kesildi.
Yunus Özmet, Üzeyir Özgöz ve Zehra Biltekin ile üç buçuk saat yol yürüyerek Reşadiye yoluna ancak inebildik Oradan bulduğumuz bir araçla Niksar’a geldik. Tahminim sömestri tatiliydi.

Okuldan mezun olduğumun yazında Gültekin Zarakolu, Eczacı Güner Çoroğlu’nun başkanlık ettiği Lise Yaptırma Derneği adına sahneye konan Recep Bilginer’in Güneydoğu Anadolu Bölgesinin bir köyünde yaşanan problemleri anlatan üç perdelik “ İSYANCILAR” tiyatro eserinde küçük bir rolüm vardı. Saygın bir Devlet görevlisi olan Ferit Günal Bey babamdan izin aldı.
Bahattin Selimbeyoğlu- Orhan Varlı- Halis Soyyılmaz , Hamdi Kocaman- Semra Canikli çok başarılı bir oyun sergilediler. (Oyunda çok kişi vardı. Bunlar hatırladıklarım) Oyun çok beğenildi ve ayakta alkışlandık.
Diğer çevre ilçelerden de teklif gelince başarılı turnelerimiz oldu. Bahattin’le birbirimize ilgimiz bu oyunda başladı. Önce birbirine kızma. Sonradan ilgi ve sevgi…Ve de 17 Mart 1967’de mutlu bir izdivaç. Saadetimizi perçinleyen Rabbimin verdiği biri Senem, diğeri Ahmet Selim adını verdiğimiz dünyalar tatlısı iki güzel evlattan sonra ve torunlarımız Emir ve Onur.
Geyran’da bir yıl kaldım. Sosyal alandaki çalışmalarımdan dolayı olacak Niksar Kaymakamı Mustafa Şevket Uğurlu’nun talimatı üzerine tayinim merkeze yakın Yolkonak köyüne yapıldı.
Sonrasında merkez Albayrak İlkokulu ve Gaziahmet İlkokulu’nda 1975 yılına değin çalıştım.

Niksar ve Artova’dan İstanbul’a Uzanan Uzun Bir Eğitim Yolculuğu
Gazi Ahmet İlkokulu’nda Alaattin Tılıç, Emine Uzun Aksoy gibi komik, çalışkan ve ileri görüşlü öğretmenler benim rol modelim oldu. Teneffüste paralarının bittiğini söyler ikinci teneffüste yoldan geçen bir halıcı ile pazarlık ederlerdi. Arsa, ev alma peşindeydiler. Bende merakla para yok bu nasıl olacak diye sonucu merak ederdim. Birbirlerinden borç alarak bu satın alma işlerini gerçekleştirirlerdi.
Ben de onlardan cesaret alarak bu modaya uydum. Gazetede gördüğüm bir ilanı arkadaşlarıma gösterdim. Hadi durma sende bu kervana katıl dediler. Bahattin’i İstanbul’a Erenköy’den daire almak için gönderdik.
Ancak haftalar geçti. Bahattin’den hiç ses, seda çıkmıyor. Alaattin Tılıç Hoca her teneffüs “Yârim İstanbul’u mesken mi tuttun. Gördün güzelleri beni unuttun” diye türkü söylemeye başladı. Herkes bu durum karşısında gülüyordu. Haliyle ben de ne yapayım gülüp geçiyordum. Sonuçta bu güzel insanlar da beni geleceğimize yönelik hayatımızda başarılı bir atılımcı yaptı.

Karanlık dönemimiz 1975 yılında beklenmedik bir şekilde tayinimizin Artova’ya çıkmasıydı.
Bir yıldan sonra tayinimiz kendi rızamızla İstanbul Anadoluhisarı’na oldu. Şimdi Öğretmen Evi olan Sakıp Sabancı Özel Öğretim Okulu’nda bir yıl kadar öğretmenlik yaptım. Yetiştirme Yurdundan gelen sorunlu çocukları eğitebilmek için bir hayli uğraştık. Kartal ve Erenköy’deki okullarda çalışmalarımla 22 yılı doldurup emekli oldum. Özel okula geçtim. Öğretmenlik ve idarecilik yaptım.

Ruhundaki Yardımseverliğin Temeli Çocukluktan Kazanılmış Bir Güzellik
Çocukluğumda yaşadığım ve hâlâ sürdürdüğüm çok güzel davranışlar vardı. Bunları babaannemden ve babamdan öğrendim. Ramazan geldiği zaman mahalledeki dul hanımlara önce pide götürürdük. Onların evlerine uğramadan kendi evimize gitmezdik.
Biz oruç tutuyoruz diye, yaşımız dokuz-on bir civarında… Amcamın çocuklarıyla birlikte bize hediyeler alınırdı.
Evimiz kaleyi görüyordu. Kaleden Ramazan topu atılırdı. Top atılmadan hemen önce kapının eşiğine çıkar, önce dumanı görmeyi, sonra sesi duymayı beklerdik. Bu bizim için büyük bir heyecandı.
Ramazan’da herkes mutluydu. Öksüz olan da dul olan da… Çünkü büyük bir dayanışma vardı. Bizim evde, komşuların veya yardıma muhtaç insanların boğazından iyi bir lokma geçmeden bize yemek yedirmezlerdi. Ailemiz böyleydi.
Bu yardımlaşma duygusu insanda güzel bir ahlak, empati ve sevgi oluşturuyor. Çocukken yardım etmeyi öğrenen insan, yetmişinde de yardım etmeye devam ediyor.
Bahattin beş yaşında öksüz kalıyor. Annesi yirmi beş yaşında dul kalmış. Ağabeyi on yaşında, kardeşi on iki yaşında. Elde nakit para yok.
Dede Mustafa Selim Beyoğlu ve babaannesi Şerife Hanım’ın yanında kalıyorlar. Ama evde çok zor günler yaşanıyor. Yedi yıl boyunca bu genç kadın çocuklarına imkansızlıklar içinde çorba kaynatmaya çalışıyor. Komşuların, akrabaların ve dedenin gizli yardımlarıyla ayakta duruyorlar.
Bahattin’in sekiz dokuz yaşında simit sattığını düşünün… Sabah beşte, altıda kahvehanelere gidip simit satıyor…Nasıl olur? Çocuk nasıl tek başına sokağa çıkar?’ diyoruz ama şartlar ağır olunca insanlar her şeyi yapmak zorunda kalabiliyor.
Ülkemizde toplum yararına özellikle de öğrencilere yardım eden bir sosyal kuruluşa girdim.1992 yılı. Boş zamanlarımda köylerde doktor, hemşire arkadaşlarımızla sağlık taramaları yaptık. Köylerdeki okullara ikinci el bilgisayar bağışlama kampanyası başlattık.
Bu çalışmalarda ekonomik durumu çok iyi olan dostlarımızı harekete geçirdik. Hemşerimiz Ali Naci Erol’un İstanbul’da vermiş olduğu konserlerle Niksar Yatılı Bölge Okulu’na (Aysel-Nadide Başar Yatılı Bölge Ortaokulu) projeksiyon, bilgisayar bağışlandı.
Sonrasında Niksarlı maddi zorluk içinde olan üniversite öğrencilerine burs verilmesi için bağışçılarımızı yönlendirerek. İstanbul Niksarlılar Derneği kurulunca Kadınlar Grubu oluşturduk. Her ay toplantılar yaparak bağışları derneğimize ulaştırdık. Niksarlı Kadınlar ve İstanbullu dost- öğretmen arkadaşlarla büyük bir hayırsever grubu oluşturduk.

Gençlerin eğitimlerine destek vermek beni ve arkadaşlarımı iç huzuruna kavuşturdu.
Sizlere öğrencilerden iki mesaj örneği vermek istiyorum:
“Çok teşekkür ediyorum. Sayenizde öğle yemeği yiyorum.”
“ Okuluma gitmek için her gün 5 km yürüyordum. Şimdi otobüse veya minibüse biniyorum.”
Çocukluğumda mahallemizde yardımlaşmanın örneklerini çok gördüm. Benim yaptığım; var olandan alıp yok olana ulaştırabilmektir.
Gençler okudukça hayat görüşleri değişiyor. Bilginin, teknolojinin verdiği güçle evine dünya standartlarını getiriyor. Bunu bir gençte görmek beni son derece mutlu ediyor.
5 yıl burs verdiğimiz bir genç kızımız “Kepli tören kıyafetinin fotoğrafını göndermiş. “Artık eczacıyım” diye yazmış.
Babaannemin sık sık söylediği” Bir elin verdiğini, diğer el görmeyecek”
Büyüklerimiz” Yapılan iyilikleri sadece Yüce Rabbim bilecek” derdi.
Hayatımda; Büyük Tasavvuf ehli Hacıbektaş Veli’nin sözü daima ışığım oldu.
“ İnsanın üç değerli dostu vardır. Öldüğünde biri evde, biri yolda, diğeri kendiyle birlikte gider. Evde olan MALI, yolda olan arkadaşları, kendiyle birlikte giden İYİLİKLERİDİR.
Burs Çalışmalarımız
Burs çalışmalarımızda özellikle kız öğrenciler üzerinde hassasiyet gösteriyoruz. Çünkü inanıyorum ki Türkiye’yi kız çocuklarının eğitimi kurtaracak. Anne, bir çocuğun hayatındaki en büyük etkidir. İyi de olabilir, kötü de olabilir. Bu yüzden annelerin eğitimli, kültürlü olması toplum açısından çok önemli.
Başlangıçta 20–30 öğrenciyle başlamıştık. Sonra sayı 60’a, 70’e çıktı. Bugün ise İstanbul Niksarlılar Derneği olarak sekiz ay 134 öğrenciye burs veriyoruz.
Bağışçılarımızın büyük bölümü Niksarlı hemşerilerimizden oluşuyor. Öğretmen arkadaşlarım, çevremizde durumu iyi olan dostlarımız da destek oluyor. Şükürler olsun ki ekonomik şartlar zorlaştıkça insanlar daha fazla yardım etmeye yöneliyor.
Biz her yıl: ‘Acaba bu sene burs verebilecek miyiz?’ diye kaygılanırken, bağış miktarları artıyor. Şafak Gümen Başkan döneminde dernek çok güzel çalışmalar yaptı. Dürüstlüğü, beyefendiliği ve çalışkanlığıyla insanlara derneği sevdirdi. Şimdi görevi Ertuğrul Burultay ,günümüzde ise Ahmet Ergüden devraldı ve o da aynı şekilde başarılı çalışmalar yürütüyor.
Rahmetli Müzik Öğretmeni Ali Naci Erol konserler düzenlerdi. Ben de o konserlerin bilet satışları için arkadaşlarımla çalışırdım. Onu genç yaşta kaybettik. Çalıştığı vakıf, Ferit Sözen Eğitim Vakfı idi.
Vakfın başkanı Türkan Şenbik: ‘Sen bize Ali Naci’nin hatırasısın. Bizi bırakmayacaksın, bizimle çalışacaksın.’ dedi. Ben de o günden beri hem İstanbul Niksarlılar Derneği’nde hem de Ferit Sözen Eğitim Vakfı’nda çalışıyorum. Faaliyetlerimiz arasında geziler düzenlemek, yardım toplamak, kahvaltılar ve yemek organizasyonları yapmak var. Çevremi de bu konuda harekete geçirmeye çalışıyorum. Bu vakıfta yaklaşık 10–15 Niksarlı öğrenciye burs veriyor.
Kitap çalışmaları
Eşim Bahattin’le birlikte yazdığımız matematik ders kitapları oldu. Bazı okullarda yardımcı ders kitabı olarak okutuldu. Daha çok Bahattin ağırlık verdi yazım kısmına. Ben ise özellikle ilkokul birinci, ikinci ve üçüncü sınıf düzeyinde katkıda bulundum. Millî Eğitim Bakanı sık değiştiği için ders kitapları da sık sık değişiyor. Ama uzun süre kullanılan yardımcı kaynaklarımız oldu. Bahattin’in ortaokul öğrencileri için hazırladığı yardımcı kitaplar vardı.
Diğer Sosyal Çalışmalar
Vakfa gelir sağlamak amacıyla Türkiye’nin birçok bölgesine kültürel geziler yaptık. Batı Karadeniz, Doğu Karadeniz, Güneydoğu, Doğu Anadolu, Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerine üç-dört günlük organizasyonlar düzenledik.
Katılan misafirlerimiz sayesinde elde edilen gelirleri Ferit Sözen Eğitim Vakfı’na ve Niksarlılar Derneği’ne bağışladık. Daha sonra yaş ilerleyip sağlık sorunları başlayınca uzun geziler yerine termal gezilere yöneldik. Çalışmalarımız hâlâ devam ediyor.
Sevgili Mine Selimbeyoğlu meslektaşımızin,yaşantısından yazarimiz Hasan Akar Beyin yazılarından 2.kismi tesadüfen şimdi gördüm. Ben 1972 yılından beri Almanya'da olduğumdan çoğu gelişmelerden haberim yoktu.Ama şimdi Mine Selimbeyoğlunun,meğer ben gittikten sonra da ne güzel aktiviteler eklenmiş üstüne.Genc üniversite kızlarımıza yaptıkları zaten başlı başına takdire şayan. Bir de güler yüz ve tatlı dille çok kadınlarımızı toplamış hatta günden güne de sayıları artmaktadır.Hem birbirlerini görüp İstanbul gibi büyük bir şehirde özlem gideriyor,hem de,üniversitede okuyan kizlarimiza maddi yardımda bulunuyorlar.Tabiiki duyan görenlerinde desteklemesi gereken büyük bir bir day.Caliskan Minecigimin bu çabaları yaşının ilerlemesine rağmen hiç aksatmadan gdevam etmektedir.Eşiyle beraber,matamatik kitapları yazmaları da güzel bir aile dayanışması,Niksarli ve öğretmen olarak ve de Niksarli üniversiteli kızlar için,grubuyla beraber yillarca isteyerek yapmaktadır.Gücü artsın eksilmesin dilerim