NİKSAR'IN ÇALIKUŞLARI EFSANE ÖĞRETMENLERİMİZ
MİNE- BAHATTİN SELİMBEYOĞLU (4)
Hasan Akar-M. Necati Güneş
“Eşi yok güzellik var her köşe bucağında
Anne sevgisi buldum, büyüdüm kucağında
Öylesine zengin ki tarihin, tabiatın
Hız ile en öndesin dolu dizgin bir atın.”
Ali Ziver Demirel
Çocukluk Yılları ve Meslek Hayatını Kazanması
1945 yılında Niksar'da Çilehane Mahallesi'nde Yazlık Üngör Sineması yanındaki iki katlı ahşap evde doğdum. Beş yaşımda babamı mide ameliyatı sırasında kaybettik. Üç küçük kardeş yetim kaldık.
Gazi Ahmet İlkokulu'nda okula başladım. İlk öğretmenim Şükrüye Alp idi, ondan sonra iki öğretmenim daha oldu mezun oluncaya kadar. Ortaokulu Niksar Ortaokulu'nda okudum. Okul Müdürümüz Abidin Aydın'dı. Daha sonra Tokat Öğretmen Okulu'nu yatılı olarak kazandım.
Tokat Öğretmen Okulu'nda üzerimde iz bırakan çok değerli öğretmenlerim oldu. Halil Çubuklusu ve özellikle Rabia Çakıroğlu bunların başında gelir.
1962-1963 öğretim yılında mezun olunca bir yıl Niksar Özveren köyünde çalıştım.
Bir yıl Özel İdare'de çalıştım. Daha sonra Balıkesir Eğitim Enstitüsü'nü kazandım.
İlk tayin yerim 1965 yılında Giresun'un Görele ilçesiydi. İki yıl orada görev yaptım. Sonrasında 1967 yılında nikah yapıp düğün vesilesiyle Niksar'a geldim.
Sabahattin ve Cemalettin Ağabeylerim
1950 yılında, babamın öldüğü yıl, 1940 doğumlu büyük ağabeyim Sabahattin Selimbeyoğlu, öğretmen Necati Çubuk'un yönlendirmesiyle İstanbul Darüşşafaka Lisesi'ne gidiyor ve eğitimini İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümünde tamamlayarak kimya mühendisi oluyor.
1941 doğumlu ağabeyim Cemalettin Selimbeyoğlu ise imtihanla girdiği Bursa Işıklar Askerî Lisesi'ni bitiriyor. Kara Harp Okulu'nun son sınıfındayken 21 Mayıs 1962'de Talat Aydemir'in darbe olayı yaşanıyor ve yaklaşık 1300 öğrenci okuldan uzaklaştırılıyor. O da bu mağdurların arasında.
Daha sonra İsmet Paşa: 'Bu çocuklar emir kuluydu. Çıkmasalar başka türlü, çıksalar başka türlü…' diyerek onların mağdur edilmemesi gerektiğini söylüyor.

Üç aylık tutukluluk sürecinden sonra öğrenciler yeteneklerine göre çeşitli üniversitelere yerleştiriliyor. Cemalettin ağabeyim de Erzurum Ziraat Fakültesi'ni bitiriyor. Kendisini 2013 yılında kaybettik.
Bugün dönüp baktığımda hep şunu düşünürüm: O yıllarda bu kadar araç yoktu, bu kadar vergi toplanmıyordu ama devlet nice yoksul çocuğu okutuyordu. Gerçekten devlet kimsesizlerin kimsesiydi.
Tiyatrolarımız
Hem Görele'de hem Niksar'da yaklaşık on tiyatro oyunu yönettim ve sahneledim.
Bunlar arasında: Recep Bilginer-İsyancılar, Necati Cumalı-Nalınlar, Cevat Fehmi Başkut-Buzlar Çözülmeden, Kanaviçe, Ali Yörük-Çatallı Köy, Cahit Atay-Pusuda, Ormanda, Rıfat Ilgaz-Hababam Sınıfı, Hamdi Kocaman -Gavur Ali vardır.
Niksar'daki oyunlarımızda müziği; Hacı Tümer, suflörlüğü; Yaşar Tetik ve Şerafettin Hızarcı, dekorları; Hacı Arif Durucu ve Ressam Hamdi Kocaman hazırladılar.
Benim derdim hiçbir zaman ideolojik gösteriş değildi. Tiyatroda da, eğitimde de anlatmak istediğim şey; insanın içine dokunabilmek, bir mesaj verebilmekti.
Matematik Dersini İşleyişimde Değişik Metotlarım
Sınıfta bazen: 'Çocuklar, şimdi burada bir doktor varmış gibi düşünün…' diyerek konuyu canlandırırdım. Bu farklı anlatım tarzım yıllarca devam etti.
Bir gün bir öğrencim okulun son gününde yanıma geldi ve dedi ki:
'Hocam, ben matematiği hiç sevmezdim. Ama sizi dinledikten sonra ilk kez matematikten yüksek not aldım. Size bir şey soracağım… Bu yöntemi size okulda bir öğretmen mi öğretti?'
Ben de gülerek: 'Hayır evladım… Beni okutanlardan intikam alıyorum.' dedim.
Matematiği Bize Sevdiren Öğretmenim
1940'lı yıllarda geçen çocukluk ve gençlik dönemlerinden, 1990'lı yıllardaki çalışmalarımıza kadar uzanan bir süreç yaşadım.
Ortaokulda çok deneyimli öğretmenlerimiz vardı. Okul Müdürü ve aynı zamanda Matematik Öğretmenim olan Abidin Aydın sayesinde matematiğe ilgi duymaya başladım. Bana kitap okuma zevki kazandırdı. O yıllardaki öğretmenlerimiz gerçekten çok değerliydi. Ortaokulda Fen Bilgisi Öğretmeni Rezzan Erdil ve Beden Eğitimi Öğretmeni Rıfat Erdil gibi eğitimcilerimiz oldu.
Ders işlerken de biraz sıra dışı bir öğretmendim. Öğrencilerim bunu hep anlatır. Mesela bir lisede derse girdim. Öğrencilerden biri yıl sonunda ayağa kalkıp şöyle dedi:

“Ben matematiği sevmezdim. Ama baktım ki tahtanın önünde farklı biri var. Dinledim ve 80-90 almaya başladım.”
Sonra okulun son günü bana şöyle sordu: “Hocam, siz bu metodu öğretmen okulunda mı öğrendiniz?”
Bu söz hem hoşuma gitmişti hem de içinde büyük bir gerçek vardı.
İnsanların anlattıklarında gerçek payı vardı. Ben de şöyle dedim:
“Beni okutanlardan intikamımı alıyorum; onların tam tersini yapıyorum.”
Çünkü bizim matematik öğretmenlerimiz yoklamayı bile çatık kaşlarla yapardı. Dersleri korku içinde anlatırlar, öğrenciler de korkuyla öğrenmeye çalışırdı. Korku başlayınca başarısızlık da başlardı.
Öğretmenlik anılarımdan birini hiç unutmam. Çok çalışkan, yazılılardan sürekli 90-100 alan bir öğrenci, bir gün “13 üzeri 0” işlemini yanlış yapmıştı. Çok şaşırdım. “Bu çocuk çok başarılı, bunu nasıl yanlış yapmış olabilir?” diye düşündüm.
Tahtaya “Kaka” yazdım. Parantez içine aldım, üzerine sıfır koydum ve:
“Üssü sıfır olan her sayı 1'dir.” anlatmaya çalıştım.
Benden sonra derse giren Mehmet Bey tahtada yazıları görmüş. Öğrencilere:
“Bunu kim, hangi terbiyesiz yazdı?” diye sormuş.
Öğrenciler: “Bahattin Öğretmen yazdı.” deyince, teneffüste yanıma geldi ve: “Bahattin'ciğim, niye böyle şeyler yapıyorsun? Beni zor durumda bırakıyorsun.” dedi.
Mehmet Bey'i çok severdim. Hatta ona bir gün şaka yollu şöyle demiştim:
“Mehmet, sen okulun dışında çok doğal ve samimi bir adamsın. Ama okul kapısından içeri girer girmez başka bir Mehmet oluyorsun. Öğretmenlere niye o kadar resmî davranıyorsun? Biraz daha sade ol.”
Bahattin abi abimin çok samimi arkadaşlarındandı.Mine abla da zaten komşumuz sayılır evleri, bizim evin biraz yukaırsındaydı. Abim de Bahattin abi gibi esprili ve komikdi.Abim Bahattin abinin muzipliklerini anlatırdı, gülerdik.Abime Allahtan rahmet Bahattin abi ve Mine Ablaya da sağlıklı yıllar dilerim.