NİKSAR ŞEYH KEŞFİ OSMAN EFENDİ CAMİİ
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde bulunan Vakıf Eski Eser Fişinde (Mimar İlhan Akçay imzalı): Bengiler Mahallesinde bulunan Keşfi Osman Efendi Camii'nin 1078 H.ve ikinci defa 1108 H.yıllarında yapıldığı, Bugünkü durumu ile ilgili olarak: Bakımlı ve iyidir. Üst kısımları ile caminin asıl duvarları iyi şekilde bağdaştırılamayarak yeni bina yapılmıştır. Eski eserdir. Korunması gereklidir. İbareleriyle birlikte; “Dört duvar üzerinde moloz taşlı yapıdır. Kıble tarafında ayrı bir Selçuklu gülü ve yazıt bulunur. Sülüs hatla hak edilmiş kitabesi caminin iç kapısı üzerine konulmuştur. Caminin banisi olan Keşfi Osman Efendi Celveti Tarikatı erkanından olup, Üsküdari Aziz Mahmut Hüdayi Efendi halifelerindendir.” Bilgileri yer almaktadır.
Caminin üst kısımları ahşap, kubbesi ikinci yapılışında kargır olarak inşa edilmiştir. Caminin iç kısmındaki mihrap ve minberin sanat değeri bulunmaz. Pencereleri dövme demirden ve itinalıdır.”.
Çeşitli kaynaklara göre Niksar'daki caminin yapılış tarihi 1078(M.1667)'dir. Tokat müzesindeki mevcut kayıt bilgilerine göre camii, Türkçe tertip edilen kitabeye göre önce 1078'de daha sonra 1108'de yapılmıştır.
İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın “Kitabeler” adlı eserinde ise caminin inşasına 1667 yılında başlanılmış, maddi sıkıntılar yüzünden 30 yıl sonra Hacı Yusuf Efendi tarafından tamamlanmıştır. İkinci inşaatın bitimi 1696'dır. Camiye 1740 yılında Hatice Hatun binti Mehmet adıyla vakıf tesis edilmiştir.
Eser, Vakıflar Genel Müdürlüğü İdare Meclisinin 10.10.1971 tarih ve 5984 nolu kararıyla tescil edilmişken 1972 yılında çıkan bir yangında kısmen yanmış, yerine 1973 yılında yenisi betonarme olarak inşa edilmiştir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün tip projelerinden birinin uygulandığı caminin inşa sorumluluğunu o zaman Niksar Belediyesi Fen İşleri Müdürü olan İnşaat Mühendisi Erdal Özbay (1944-2002) yürütmüştür.
Değerli Araştırmacı Kardeşimiz M.Necati Güneş Niksar Eski Belediye Başkanlarından Cavit Tahmiscioğlu ile 28.07.2009 tarihinde yapmış olduğu röportajın Keşfi Camiinin yapımı ile ilgili bölümlerini yeniden çözümleyerek bize gönderdi.
“Ben belediye başkanı olduğum zaman Keşfi Camii 10X11 m. ebadında taş duvarlardan yapılmış üstü ahşap çok eski bir bina idi. Orada bulunan Sabri Yücer'in dükkânının önünden bir at arabası ancak geçerdi. Viraj yani o köşe çok dardı. Keşfi kahvesi var ya, işte o kahvehanenin peykesi vardı. Belediye işleri için Ankara'dayken burada Keşfi Camii yanında bir yangın çıkmış, çok şükür camiyi kurtardık dediler. Niksar'a döndüğümde Seğmenli Köprüsü ile Keşfi Camii arası, ezanenin olduğu yerden aşağıya doğru peyke meyke yanmıştı.
Gittikçe viraneleşen camiyi yıkıp daha güneye çekerek yenisini yapmayı, böylece aynı zamanda hem yolu hem de meydanı genişletmeyi düşünüyordum. Ama daha önceden bir takım denemeler olmuş. Mesela Hacı Mustafa Özdemir Keşfi Camisini yeniden yaptırmayı istemiş lakin burası tarihi eser diyerek engellemişler ve yapamamış. Bana da aynısını söylediler. Camiyi nasıl yıkarsın nasıl edersin filan dediler. Ben de önce keşif istedim camiye çürük raporu verdiler. Ancak şikayet olunmuş Bayındırlık Müdürü arkadaşımdı Niksar'a geldi. Kaymakam bey var, ikide mühendis var yanında. Mühendisin birisi Abdülkadir Asena, diğerinin adını hatırlamıyorum.
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden empoze etmişlerdi bana bu şekilde hareket etmemi. Hatta orada milletin içinde “yahu burada yangın çıkmıştı, ben camiyi yıkmayacağım, tamir edeceğim, onaracağım “ dedim. Üç gün sonra cami yerle bir olunca Kaymakam, sen yıkmayacağım, tamir edeceğim demedin mi dedi. Ben de “Kaymakam Bey sen inandın mı ?”dedim.
Bak dedim sana bir misal vereyim. Vapurdan Üsküdar Meydanı'na çıkıyorsun adım atacak yer yok. Benim gibi akılsız bir belediye başkanı geldi, oraları yıkıp açtı. Bağırdılar çağırdılar, tarih coğrafya dediler ama bir şey yapamadılar. Tarihe de benim hürmetim var canım, yani tarihi eserlere saygım var. Var ama daha cazip eser varsa ne yapacaksın canım. Şimdi o eski, metruk cami kalsaydı, o daracık yoldan dolayı o cadde işlemezdi, çünkü kamyon geçemezdi oradan, araçlar sıkışıp kalırdı.
Yeni camiinin projesi de Erzincan'a yapılan (……… Camiinin) yeni bir camiinin projesi. O projeyi Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden aldım. Her türlü teknik bilgilerini Vakıflardan aldık. Cami daha geriye yani güneye yapılacağı için bir takım istimlâkler yaptık.
O sırada Niksar'ın eşrafından zengin biri gelerek para diyecek oldu. O kişiye bak dedim, bak bu peyke sizin değil. Ben sana söyleyeyim. Helal malınıza haram katmayın. Ben burada çok kahve içtim, çay içtim. Önü açıktı, ovayı seyrederdik. Kater Mustafa diye muhacir bir adam da burada kahvecilik yapıyordu. Kater'e dedim ki Abe Kater Ağa bu adam zengin, süyle buraya yaptırsın güzel bir peyke dedim. Abe olur mu dedi. Ben süyledim de, bura benim değil, ben burayı yaptırırsam benim çocuklar buraya sahip çıkarlar dedi. ….. Efendi diye söyledi. Aynen böyle demiş adam. Çok hayırsever, çok iyi bir adamdır. Ben bunları ….. anlattıktan sonra, Burası sizin değil ama sen istersen yine de ben para vereyim ama helâl malınıza haram katmayın deyince para almadı.
Şimdi Keşfi Kahvesinin ki Keşfi Kahvesi onlarındır- durumu var. Kahveyi ileri çekiyorum geri çekiyorum olmuyor, yani yola plana uygun hale getirmeye çalışıyorum olmuyor. Sonunda onlara dedim ki, Bakın dedim. Biz size şuradan yer vereyim, siz de burayı kahveyi bana verin dedim o şekilde anlaştık. Böylece caminin yeri ıslah edilmiş (Geri çekilmiş, yol ve meydan genişlemiş) oldu, minare yapıldı. Minareyi oraya yaptıracağız hep sıkıntı . Vay efendim sola minare yapılır mıymış? Minare caminin sol tarafına geliyor. Dedim ki bakın Keşfi Efendi evliya bir adamdır. Ben onun şeceresini biliyorum. Bu zat bunu sola niye yaptırmış, burayı sağlam görmüş yaptırmış, tamam mı? Ancak baktık ki olmuyor minareyi sağa yaptırdık. 50'ye mal olacak minare 100'e mal oldu. Caminin direği çok oldu deyince hepsini toparladım konferans verdim belediyede. Ben bunu göğe mi asacağım dedim en sonunda. 24 direk var aşağıda. Aşağıdaki büyük yeri Sümerbank'a verdik, para aldık. Cami yapılacak ama para mara yok. Camiyi dışarıdan aldığım paralarla yaptırıyoruz. Belediyenin parası yok. Orayı Sümerbank'a verince, vay Sümerbank'ı Niksar'a getirdi, esnafın anasını ağlatacak, anlıyor musun daha neler neler. Öyle bir durum oldu ki bez, kaput bezi, şu bu bazıları vesikayla satılıyor, ta dışarıdan alanlarda buradan almaya başladılar. İyi olmuş dediler. Aşağı bodrum katını gübre deposu yaptım, Zirai Donatım'a kiraya verdim, camiyi onlarla yaptırdık. Bakın bir şey anlatayım size halktan para toplattırmadım. Para bulurum, zenginlere yaptırırım dedim. Bir zengin 50.000 lirayı peşin verdi. 6.5 lira çimentonun torbası .
Zihni Betil, senatör. Kulüpte oturuyoruz, şöyle bir gezelim dedi. Çıktık çarşıda geziyoruz camiye soktum bunu. Cavit dedi, sen beni buraya boşuna sokmadın dedi, çıkarttı 500 lira para verdi. Yanımdakilere verdim parayı. Bunu götürün Çerkezin Mustafa'ya caminin muhasebecisine verin, bankaya yatırsın dedim. Bunun üzerine anasına söylemiş demek ki Zihni Betil'in annesi de 500 lira gönderdi. Süleyman Erdem daha inşaat başladığı gün 50.000 lira verdi. Ben hiç almıyorum, İş Bankası'nda hesap açtırdım, oraya gönderiyorum tüm paraları. Beş kuruşa elimi değdirmedim. Aralıklarla devam eden cami inşaatı 6 Ekim 1972'de tamamlanınca Ramazan ayı başında ibadete açtık. “